Allah duvarda!
Mercan henüz üç buçuk yaşındaydı. Akıllı bir kız. Her kelimeyi telaffuz edebilen, düzgün cümle kuran… Biraz şımarık, çok da sempatik… Annesi ne derse itirazsız yerine getirir, kurallara uyar, sözden çıkmaz.
Evlerinin oturma duvarında bulunan Arapça Allah lafza-i Celali asılı tablo ne zamandır dikkatini çekiyor olmalıydı ki; sık sık ne olduğunu, orada ne yazdığını soruyor, annesi de henüz kavrama çağında olmadığından cevabını erteliyordu.
Bir gün yine ısrarla sorunca, annesi: “Allah” dedi.
-Anne duvardaki ne?
Anne: Allah!
-Allah mı?
-Evet…
Mercan annesinin kendisine öğrettiği “Bizi Allah yarattı, yemeğimizi Allah veriyor, bizi Allah yaşatıyor…” gibi bilgileri duvardaki çerçeveyle bütünledi.
Demek Allah oydu!
Mercan büyüdükçe eşya ve olaylara ilgisi daha da arttı. Eşya ve olaylarla Allah arasındaki ilgisi pekişti. Henüz dört yaşlarında iken arkadaş edindiği komşusunun kızı bazen Mercan’lara gelirdi. Bir gün de Mercan onlara gitti. Aaa! Aynı çerçeveden orada da gördü.
Eve geldiğinde annesine “Allah kaç tane?” diye sordu. “Bir” cevabını alınca “ama Özlem’lerde de var” dedi. O zaman Allah iki tane oluyor!
Annesi anlamadı. Sorgulayınca anladı. Sordu: Kızım Allah nerede? Duvarda, dedi Mercan … Özlem’lerinki nerede? Onların ki de duvarda!
Annenin aklına gelen ilk soru şu oldu: Küçük çocuklara Allah’ı nasıl öğretmeli?
Hafız öğrenciler, zaman zaman görüşmelerimizde soruyorlar: “Hocam sorularım var. Aklıma Allah ile Kur’an ile kader ile ilgili çok sorular takılıyor. Altından kalkamıyorum. Eğer aklımdan geçenleri size söylesem beni Müslüman kabul etmezsiniz!”
Bazı lise ve üniversiteli gençler annelerini, babalarını soru yağmuruna tutarak bunaltıyorlarmış. Onlar da benimle konuşmalarını önermişler. Geçen yıl ve bu yıl bazılarıyla görüştüm. İnşallah faydalı olmuşumdur. Yine görüşmek istediklerini söylediler, ayrıldık.
BULANCAK KIZILOT KÖYÜ/MAHALESİ
Bundan bir ay kadar önce Bulancak Kızılot Köyü/Mahallesinden konuşma yapmam için bir davet aldım. Gittim. İnanın cami müştemilatını çok beğendim. Bulancak İmam Hatip Lisesinde öğretmen olan Orhan Erdemir isimli bir öğretmenimizin riyasetinde camiye çok güzel bir çevre düzenlemişler. Kocaman bir sınıf/konferans salonu ve soğuk havalarda toplanılacak ayrı bir mekân yapmışlar.
En mühimi de, her Cuma günü akşamı, yatsı namazından sonra bir konuşmacı getirip konuşma yaptırıyorlarmış.
Bizim aradığımız asıl keyfiyet budur.
Memleketimizde her yıl binlerce “Yasin veya Mevlit” toplantıları yapılıyor. İmamlara desek ki; şu okuduğunuz Yasin Suresinin başından, ortasından, sonundan birer ayetin manasını verin; yüzde sekseni veremezler.
Şu okuduğunuz Mevlit’in Miraç Bahri’nin içinden “Bir feza oldu o demde rûnüma…” kısmını açıklayın veya “Destgirisin kamu üftadenin; hem penahi bendevu azadenin…” beyitlerini izah edin, desek apışıp kalırlar.
Rasulullah A.S. bir gün mescide girdi. İki grup gördü. Biri grup halinde dua yapıyordu. Öbür grup ise birbirleriyle ilim alışverişinde bulunuyordu. Peygamberimiz birinci grup için: “Bunlar Allah’tan istiyorlar. Allah dilerse verir dilemezse vermez. Ama bu grup (İkinci grup) ilim müzakere ediyor. Ben de zaten hakikatleri tebliğ için gönderildim” dedi ve onların arasına oturdu.
Bulancak Kızılot Köyü halkını ve Orhan Erdemir Hocayı, böyle örnek ve hayırlı bir çığır açtığı için tebrik ediyorum.
HER İMAM HATİPTEN BİR CEMAAT
OLARAK İSTERİM Kİ;
En azından Yasin, Mülk, Nebe, Rahman ve Hucurat Surelerinin kelime kelime manalarını öğrenin. Cemaatinize güldür güldür bu surelerin Arapçasını okurken, mutlaka güler yüzle manasını da okuyun. Her sohbetinizde iki ayetin manasını okuyun. Bir kelime dahi olsa öğrenmelerini sağlayın.
Bulunduğunuz cami çevresinde bir çığır açın. Bir tebliğ çığırı açın. İnsanlarla konuşurken sadece ilahiyatı değil, dili, edebiyatı, sanatı, felsefeyi, bilimi, sosyal olayları, tarihi kullanın ama doğru kullanın.
Bugünün cemaati otuz yıl öncesi cemaat değil. Bugün neredeyse herkes memuriyetten emekli veya iletişim ve medya aracılığı ile sürekli bilgileniyor. Sizler bunun gerisinde kalırsanız varlığınızın ne anlamı kalır ki?
TEFSİR DERSİ YAPIYORUM
Her gün bir veya iki ayetin önce (kırık) kelime kelime, sonra da toplu manasını verdiğim tefsir dersi yapıyorum. Şu an 505. dersi yaptık. Bu zaman içinde işlediğimiz sure ve manalandırdığımız ayetlerin yüzde doksanında Allah kendini anlatıyor. Kullarının doğru olarak kendisini tanımasını istiyor. Demek oluyor ki insanlığın en büyük meselesi yaratıcı olan Allah’ı doğru tanımak ve anlamak.
Bu olamayınca üç buçuk yaşındaki Mercan’dan ne farkı kalıyor ki insanın? O “Allah duvarda” sanıyor, inançsızlar da “Allah firarda!...” Dünyayı da zaten “Allah’ı firarda” sananlar yaşanamaz hale getiriyor vesselam.







