Allah bir şeyi bilir mi bilebilir mi?
Allah’ın (C.C) her şeyi bildiği, olmuşları ve olacakları ezelden bildiği ve zamanı gelince takdir ettiği, bu takdir ile o olayın gerçekleştiği Ehli Sünnet Kelamının tezidir. Bize göre doğru olan da budur.
Bu tezden dolayıdır ki; Ehli Sünnete göre “Kader imanın altı şartından biridir.”
Allah’ın bilmesidir, belirlemesi değildir.
Yani kader “Allah’ın olacakları önceden bilmesidir, asla belirlemesi değildir.”
Allah’ın bilgisi sınırsızdır. Her şeyi bilir. Allah’ın bilmesinde görecelilik (izafiyet) yoktur. Kesinlik vardır. Onun içindir ki; İslam’da “tesadüf” diye bir şey yoktur. Hiçbir olay tesadüf değildir.
Tesadüf, bazı olayların Allah’ın bilgisi, iradesi ve yaratması dışında gerçekleştiğini iddia etmektir.
Mesela: “Derede ıslandık ve bir kayanın altına sığındık. Ateş yaktık. Tesadüf bu ya; kaya üzerimize devrilmez mi? Binlerce yıldır yerinde duran kaya tesadüfen üzerimize yıkıldı ve iki arkadaşımız can verdi.”
Böyle bir metinde sanki Allah’ın olacaklardan haberi yok, o kayanın çökmesi O’nun iradesinin dışında, orada kazayı ve ölümü Allah’ın yaratması dışında başka bir güç idare etmiş gibi bir sonuç çıkıyor.
Amasra’daki grizu patlamasıyla ilgili şöyle desek:
“Bir aydır rahatsızlığı sebebiyle madene gitmeyen Cemal o gün madene gitmişti. Tesadüfen o gün de grizu patlayacakmış. Eve ölüm haberi geldi.” Cümlesinde de sanki olayların kaderle hiçbir ilgisi yokmuş gibi bir sonuç çıkmaktadır.
Halbuki kainattaki olaylarda “tesadüf” olduğuna bilerek inanmak, Allah’ın bütün eşya ve olayları kontrol altına alamadığı, bazı olayların O’nun haberi olmadan gerçekleştiği anlamı çıkar.
Peki, Allah’ın bilgisi, iradesi ve yaratması dışında oluşan bu olayları kim murad etmekte, kim bilmekte ve kim yaratmaktadır? Yani, ölen insanların vücutlarındaki altmış trilyon hücreyi kim öldürmektedir?
Bilerek “tesadüfe inanmak küfürdür”. Bunun yerine “tevafuk: uygunluk” vardır. Yani kaderde yazılı olanın zamanının gelmiş olduğu ve olayın gerçekleştiği…
“Derede ıslandık ve bir kayanın altına girdik. İşe bak ki; kaderimizde kayanın o saatte, dakikada çökeceği ve iki arkadaşımızın öleceği varmış; öldüler…” Bu söylem ve bu inanç doğru inançtır.
Tarihte gelmiş ve hüküm sürmüş fakat zamanla tezini savunamadığı için taraftarı kalmamış bazı mezhepler vardır. Bunlardan biri de Mutezile Mezhebidir. Mesela Mutezile, “Allah küllü bilir ama cüz’ü bilmez” inancını savunur. “Yani Allah insanı bilir, insanın böbreğini, dalağını, ciğerini, kalbini…bilir lakin bir insan vücudunda altmış trilyon hücre olduğunu bilmez…” şeklinde inanmaktadır.
Çok yanlıştır.
Bir binayı yapan usta, binayı ben yaptım ama tuğlayı bilmiyorum derse o adama: ne ile ördün duvarları? Hangi bilgiyle ördün duvarları? Niçin delikli taraflarını dışarıya getirmedin de sırt sırta ördün? diye sorulur ve iddiası ciddiye alınmaz.
15 Temmuz 2022’de Giresun 19 Eylül Kapalı Spor Salonunda yapılan İcazet Merasiminde bir misafir konuşmacı: “Allah’ın kalplerden geçenleri bilebileceği” şeklinde bir cümle kurdu. Yani Allah kalplerden geçenleri bilebilir de bilmeyebilir de…gibi!
Konuşmacının bunu bilerek söylediğine inanmıyorum.
Bana kalırsa cümleyi toparlayamadı ve öyle çıktı ağzından. O da biliyor ki Allah’ın her konuda bilgisi kesindir, mutlaktır.
Maksadım konuşmacıyı asla eleştirmek falan değildir. Bu vesileyle işin doğrusunu bir kez daha hatırlamak ve hatırlatmaktır vesselam.







