--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

28 Şubat; Hudeybiye Antlaşması

İdris Günaydın
İdris Günaydın
7

 

28 Şubat Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, inananların en mühim günlerinden biridir. Bu ne Merhum Menderes’in iktidara gelişiyle, ne Milli Görüşün TBMM’ye girişiyle, ne Özal’ın hükümet oluşuyla ne de başka bir şeyle kabili telif değildir.

28 Şubat adeta (mana ve sonuç olarak) yüzyılın Hudeybiye Antlaşması gibidir.

Osmanlı yıkılıp Cumhuriyet kurulduktan sonra, Osmanlı’yı yıkan ve Cumhuriyeti kuranlar maalesef, İttihat ve Terakkinin uzantısı CHP olduğu için, CHP’nin içindeki elit kadrolar da masonlar ve farmasonlardan oluştuğu için, bunlar kendileri veya çocuklarını devletin en kilit yerlerine ve karar verici noktalarına yerleştirdikleri için, ayrıca; 1927 yılında iki yüz bin Yahudi’ye, sekiz yüz bin Ermeni’ye sessiz sedasız Müslüman ve Türk ismi verip, Müslüman Türk suretinde halkın arasına soktukları ve izlerini gizledikleri için; bunlara da devletin bürokrasi, ticaret, ithalat ve ihracat, subay olma, dış temsil görevleri verildiği için, Türkiye’de dindar insanlar önce harfleri değiştirilerek, sonra dilleri değiştirilerek, sonra beslendiği kaynaklar olan medreseler, tekkeler ve zaviyeler kapatılarak, sonra ne şehrin esnafı ne de devletin memuru olabilecekleri imkan ve yol kendilerine daraltılarak, sadece çiftçilik ve askerde er statüsü reva görülerek; ayrıca gerici, mürteci, yobaz diye damgalanıp sürekli kendilerine hakaret edilerek, beslenecekleri tarihi bilgilerin öğrenilmesi yasaklanarak veya kötülenerek, yeni devletin sineması, tiyatrosu, romanı, gazeteleri ülkede bir elitizm oluşturup ve fakat bu oluşturulan elitizm tamamen CHP’nin ruhuna uygun donatılarak, bir yandan da yeni bir hayat şekli takdim edilip azıcık tahsil görmeye gidebilecek cesareti gösteren Müslüman Türk çocukları da o hayata özendirilerek, okullar tepeden tırnağa Leanilerin ve Safevilerin anlayışı veya kendisi öğretmenlerle yahut da bu anlayışla yetişenlerle doldurularak; halkın oy verip iktidara getirdiği hükümetlerin de, zaten kadrolarının çoğu yine ipi tutan başkaları sınıfından iken ve sağcı iktidarlara sadece ülkeye hizmet etmenin hamallığı reva görülüp, kültüre, hayat biçimine, maneviyata dair tüm, değişikliğe gidilmesi gereken hususlar anayasanın değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez kıstası içine alınarak; bütün bu ve buna benzer hakikatlerden sonra, durum ve vaziyet aynen onların istedikleri istikamette geliştikten sonra, neredeyse yüzyıl böyle gidildikten sonra nihayet 28 Şubat’ın kapısına, yani gırtlak gırtlağa, boğaz boğaza hesaplaşma noktasına gelindi!

Bir tarafta CHP zihniyeti etrafında sulu veya susuz Cumhuriyet rakısı içen zihniyet, karşı tarafta yüz yıldır horlanan Müslüman Türk’ün imanlı evlatları.

Arada da Süheyl b. Amr karakterli Süleyman Demirel…

Hesaplaşıldı, gırtlak gırtlağa tokuşuldu ve sanki Hudeybiye Barışında karşı tarafın galip geldiği sanılıp, birkaç yılda havlu attıkları gibi burada da dindarlar, Hz. Muhammed(A.S) yanlıları ma’lup oldu zannedildi lakin; siz Allah’tan yana iseniz, Hz. Muhammed’den yana iseniz hiç yenilgi söz konusu mudur?

Ne o gün ne bugün…

28 Şubat dindarların zaferiyle sonuçlandı.

Evet 28 Şubat’tan sonra bir süre kıyımlar, zulümler arttı lakin kıyıma uğratılacak, zulmedilecek kitle vardı da bunlar oldu.

Birileri için tehlike çanları çalmaya başlamıştı da çanın ziline ot tıkamaya çalıştılar.

Bakın 28 Şubat hangi hayırlı neticeleri doğurdu:

1-Merhum Prof. Necmettin Erbakan Leaniler ve Safeviler hariç, bunların tesirinde kalan ve aslen Müslüman, vatanperver, milliyetçi olan kitlenin gözünde aklandı. Rahmetlinin alnından süzülen terler her hakikate kör olanın gözündeki kataraktı yıkadı. Erbakan Hocamızın cenazesi bunun en güzel örneği idi.

2-Fetö denilen Çağdaş Sabbah 28 Şubat’taki bazı yangil dingil adımları ile kendisine soru işaretleri koydurmaya başlamıştı ki; bu soru işaretleri ünleme ve nihayet köşeli paranteze alınmasına kadar süreci götürdü.

Bakmayın AK Parti iktidarında Türkçe Olimpiyatları v.s gösterileriyle hükümet kendilerini destekliyormuş havasına. Aslında, düştüklerinde daha iyi parçalansınlar diye bir süre yükseltildiler. Tayyip Erdoğan kendilerine hiç ısınamadı.

3-İslam’ı bu topraklardan kazımak isteyen kesimin ne kadar muharibi, atlısı varsa sanki meydana sürdü. Havalar attılar, gösterilerde bulundular.

Ecevit halkçı iken talkçı oldu, Çevik Bir ve yüksek rütbeli paşalar Türk Ordusunun muktedir paşaları diye bilinirken meğer aslında Müslüman Türk Milletini sevinçten güldürmek için değil hüzünden ağlatacak, İsrail muhibbi muhteris paşalar oldukları ortaya çıktı.

Halk, acaba daha geride ne kadar var bunlardan? Hepsi mi böyle? Sorusunu sormaya başladı.

4-Mesut Yılmaz eliyle ANAP, Tansu Çiller eliyle DYP, Ecevit eliyle CHP/SHP hak ile yeksan oldu.

5-Yekta Güngör Özden kısmen, Ahmet Necdet Sezer, Sabih Kanadoğlu, Vural Savaş, Abdurrahman Yalçınkaya gibi hukukçular eliyle de tamamen Türkiye’nin hukuk üst yapılanmasının da halkın ve hakkın menfaatine çalışmadığı, CHP zihniyetinin hukukçuları oldukları ve damarlarında Kılıç Ali’nin, Salim Başol’un kanlarının dolaştığı ayan beyan ortaya çıktı.

6- Beşli çete denilen TİSK; TÜSİAD; Türk İş gibi STK’ların, aslında memleketin kaymağını yerken Türk oldukları, külfetine omuz verme zamanı tükrük oldukları ortaya çıktı.

6- 28 Şubat’tan sonra kurulan hükümetler dışa karşı kedi, birbirlerine karşı kurt, hanımlarının karşısında fino oldukları anlaşılınca halk ciddi bir arayış içine girdi.

7-Devlet Bahçeli o partilerle ortak hükümet kurup, ülke yönetimi hakkında azıcık tecrübe sahibi olunca, bir süre de ben kendim ülkeyi yönetebilirim hayaline kapılıp siyasi yarışa devam edince Fetö’nün ne kadar zehirli bir akrep olduğunu partisi bölünüp, saha dışına itilmek istendiğinde anlayınca Ak Parti’nin yanına, devletin safına geldi.

8-28 Şubat Erbakan’a siyaseti yasaklayarak, kurmaylarını siyasetten uzak tutarak, kendileri de “biri gelse de bizi de kurtarsa” durumuna gelerek Recep Tayyip Erdoğan’a yolu açtılar.

Ne demişti şair:

Takdiri Hüda, kuvve-i bâzu ile dönmez,

Bir şem’a ki Mevla yaka; üflemekle sönmez.

Ziya Paşa

Vesselam.

 

İdris Günaydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle