Yük Olma Yük Al
Dün işçiler adına uydurulmuş bir bayramdı. Nasıl işçi bayramıysa, işçileri kullanarak nutuk atanların nedense iş ve işçilikle hiç ilgilerinin olmamalarıydı.
Bizim geleneğimizde, örfümüzde ve inancımızda; “işçinin emeğinin alın teri kurumadan verilmesi” esastır.
İşçi bayramı bahanesiyle ülkede kargaşa ve kaos çıkarmak isteyen kesimler işçi olmadığı gibi bu insani düstura da düşmandırlar.
Bu nasıl bir bayram anlayışıdır ki, işçiler üzerinden terör estirmeye kalkanların yüzünden; binlerce polisimiz, jandarmamız, devlet ve millet güvenliğini sağlamak için canını dişine takarak vazife yapmıştır.
Kendimi bildim bileli, sol zihniyetin tüm şubeleri, her türlü şirretlikleriyle, devletin ve milletin sırtında yüktürler. Geçelim.
•
Ben de nihayet fikir işçisiyim, “Benim de bayramım” olsun diye, kendime bir bayram ziyareti hediye ettim.
Kavacık Mihrabat Korusu yakınlarında “Mehmet Ataullah Tekkesi ve Camii” gibidir.
İşte böylesi güzide bir mekânda, Hattat Hüseyin Kutlu hocamı ziyaret edip, sohbet ettik. Gönlümün dar aralıklarını genişletti ve onardı.
Yazının başlığı Hüseyin Kutlu hocama aittir. “Devir yük olma devri değil, yük alma devridir” dedi.
Ve sözün büyük bölümü; siyasetten, ekonomiye, kültürden yönetime kadar yük olma ve yük alma üzerine sürdü.
•
“Yük olma yük al” ilkesi, siyasette uygulanabilse ne Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan dünyanın ve Türkiye’nin yükünü taşır, ne de bütün bir ülkeye yük olan muhalefet böylesine cazgırlık yapabilir.
Lakin dün kendime bir bayram ziyareti hediye ettiğim için bu kısma girmeyeceğim. “Yük olma yük al” sözü, Ahmet Yesevi Hz.lerinin de bir cümlesini hatırlattı.
“Yalnızca doğruyu değil, istikameti de önemsemelisin” der.
İblis, istikameti olmayanların zihinlerine öyle ağır yükler sokar ki, insanı kendisine yabancılaştırır ve başkasına benzetir. Kişi bir süre sonra kendini beğenmez ve yabancı kültürlerin esiri olur. Geçelim.
•
Hüseyin Kutlu hocam medeniyetimizin izcisi ve ihyacısıdır. Bütün mesaisini kadim medeniyetimizin yeniden neşvünema bulması için harcamaktadır ve meramını şöyle anlatır:
“Bizim medeniyetimizin en önemli unsuru, kendisinden öncekini inkâr ederek gelmemesidir. Mimarimiz, musikimiz, hat sanatımız gibi bütün geleneklerimiz; toplumun görüşünden, zevkinden, bilgisinden, temkininden geçerek, süzülerek gelmiş ve gelişmektedir.
Bir öncekinden daha iyi, daha gelişerek gelmektedir. Biz ne zaman ki ‘Batılılaşmaya” özendik, o zaman temelden bir ret başlamıştır.
Bizim gelenekli sanatlarımızın mutlaka insanın gönlüne ruhuna hitabeden tarafı vardır. Onlara işaret eder. O işaretler olmadan sanat olmaz.
Bizim medeniyetimiz ve gelenekli sanatımız, mazide kalmış bir hatıra ve hediyelik eşya değildir. İhya edilmesi varlığımızın şahitleridir”.
•
Evet, Hüseyin hocamız bir medeniyet ihyacısı olarak kutlu şahitlerdendir.







