Vatan Yahut İnternet
Bu haftaki eserimiz Dergâh Yayınları’ndan. “Vatan Yahut İnternet” isimli kitabın yazarı Mustafa Kutlu.
Bizim cenahta “edebiyat” denilince akla ilk gelen isimlerden birisi Mustafa ağabeydir. Çoğumuz kitaplarından birkaçını veya hikâyelerini okumuşuzdur.
Mustafa Kutlu’nun yazdıkları, konuştukları, konuşturdukları, bu toprağı vatan bilen, kısacası memleketimiz için “hayırlı bir niyet ve amelle” parmak oynatan herkesin duygu ve düşüncelerinin aynasıdır.
“Vatan Yahut İnternet” kitabında da; aklıyla vicdanı arasında amansız bir hastalığa yakalanmamış herkesin eksiğini, fazlasını, hayrını, şerrini okuyacağı yazılar var.
Eseri okuyalı birkaç ay oldu. Sırası gelince Pazartesi kitap tanıtım gününe denk getireyim diye elimin altında tutuyor, ara sıra da nasihat dinleyen birisini bulursam; “Mal bulmuş mağribi gibi” hemen şöyle birkaç yazı okuyuveriyordum.
•
Cumartesi akşam bizim evde evli barklı genç misafirler vardı. Günümüzdeki genç evlilerle öyle her mevzu konuşulmuyor, bedenleri dinç gözükse de ruhsal yorgunlukları biz orta yaşlılardan daha ihtiyar.
Böyle ortamların cankurtaranı ise minik yavrular oluyor. Misafirlerin en miniği, bir yıldır nasıl bir dünyaya geldiğini anlamaya çalışan Alper Erdem’di.
Çocuklu evler iyi oluyor, insanlar hiç olmazsa ilk yarım saatte olsa çocukla ilgileniyor ve kimse eline cep telefonlarını alıp, başka bir âleme göçmüyor.
Alper Erdem bizi ve misafirlerimizi biraz oyaladıysa da taze âşıklar gibi her fırsatı değerlendiren evli gençlerin, (bekarların durumu daha berbat) “şeytan üssü sosyal medyaya” olan “bağımlılıklarının” önüne geçemedi.
Misafirler gidince Mustafa ağabeyin “Vatan Yahut İnternet” kitabından yeni okumalar yaptım. Pek haklı mevzulara değinmiş.
•
Aksakallarımızın bir sözü vardır, derler ki; “Bizim milletimiz sohbet milletidir, hamurumuzu nasihat ve öğütçülerimiz yoğurmuştur”.
Pek doğru. Yani doğruydu. Çünkü biz nasihatçilerimizi, öğütçülerimizi kaybettik.
Hikâyelerimizi modası geçmiş hikâyeler sınıfına dâhil edip; ne toprağımıza ne ruhumuza uygun düşmeyen ve bizi birbirimize yabancılaştıran hikâyeleri benimser olduk.
Tekniğin ve teknolojinin büyük bir nimet olduğunu anlata anlata bitiremezken, bu nimetin, esas nimet bilmemiz gerekenlerin üzerini örttüğünü anlamaz olduk.
•
Hani bir Amerikan filmi izleyip sinemadan Amerikan hayranı olarak çıktığımız gibi elimizdeki telefonlarla da isteğimiz şekilde sörf yapınca; doğruluğuna, eğriliğine, iyiliğine, kötülüğüne bakmadan, raptiyelendiğimiz internet salgınının sonucunda, yediden yetmişe hepimizde bir efelik peydah oldu.
Lakin bu efelik gönül efeliği değil elbet.
Gönül efeliği; yiğitliğin şanındandır ve merhametin meyvesidir. Gönül efesi insanlar, güvenilen ve sevilen kişilerdir.
Nefis efeliği ise nemelazımcılığın ve bencilliğin neticesi olan, “Önce ben, sonra ben, sonra yine ben” tufanına kapılmaktır.
•
Evet, “Vatan Yahut İnternet” gönül ve nefis efelerine söyleyeceğini söylemiş. Dergâh Yayınları; 0212-526 99 41







