Ümmet İftarı
Ümmetin firakı çıksa da göklere
Dilden olunca girmiyor gönüllere
Parça parçaysak kabahat kimde
Rabbim bilir amma suç hepimizde.
•
Pazar akşamı Ayasofya meydanında tüm dünyadaki mazlum Müslümanları, hatırlama ve hatırlatma için “ümmet iftarı” vardı.
Ben de “tarafım belli olsun” diye iftara katıldım. İftarımız sembolik olarak “simit, su ve hurmadan” ibaretti.
İftara gelen güzel insanları bir cümleyle tarif edecek olursam şöyle diyebilirim.
“Cüzdanları boş, kalpleri dolu, maddeden çok manayı önemseyen ve kendisini tüm mazlum Müslümanlara karşı sorumlu hisseden kişilerdi”.
Ayasofya meydanında bu sahneyi görüp de Üstad Necip Fazıl’ın Sakarya’sını hatırlamamak olmazdı.
“Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük”!..
•
Bu güzel ümmet fertlerinden sonra ümmetimizin diğer fertlerini de gördük.
Ayasofya meydanından bir adım geride, Sultanahmet Camii ile Ayasofya arasındaki koca parkın içi “piknikçi iftarcı ümmet fertlerimizle” doluydu.
Temsili de olsa yüzlerce insanın yaşadığı “simit, hurma, su” manzarasından sonra yer sofralarına açılmış çeşit çeşit yemekleri görmek, hakikaten bir garip oluyormuş.
Görebildiğim yemekleri saysam herhalde kul hakkına girerim. O yiyecekleri bulabilen, bulamayan, bulduğu halde yiyemeyen nice insanlar vardır. Geçelim.
Ümmet iftarına katılan kardeşlerimiz de her gün; “simit, hurma ve su” ile iftar etmiyorlar tabii ama taraflarını belirtmek için bir eylem gerçekleştirdiler.
Yanlış anlaşılmasın kimseyi kınıyor değilim. Sultanahmet civarındaki bütün parklar, iftar edenlerle tıka basa doluydu. Elbet güzeldi ve gayet normaldi.
Normal olmayan bir şey vardı. Onu da zikretmezsem eksik kalır.
Namaz için Sultanahmet Camii’ne giremedik, iftar açanların cami avlusundaki izdihamı, girmemizi zorlaştırınca Firuzağa Camii’ne yöneldik.
Orada da benzeri kalabalıkla karşılaşınca biraz bekleyip, daha sonra girebildik ama bu seferde türkü ile şarkı karışımı müzik sesleri, namaz kılanları rahatsız edecek kadar yüksekti.
Afişlerden anladığımız kadarıyla Fatih Belediyesi’nin müzik eğlence programıymış. Keşke Fatih Belediye Başkanı buraya gelip duruma bir baksa. Geçelim.
•
Neyse ümmet meselesine dönelim. Dinimizle dünya arasındaki engeli aşamıyoruz. Parası olanlar parasıyla, olmayanlar duasıyla aşmaya çalışıyor fakat galiba doğrusu bu değil.
“Amel isteniyor”, “emel isteniyor”, “emin olunmak” isteniyor. Ümmet arasındaki görünen veya görünmeyen esas problem; “birbirimizden emin olamayışımızdır”.
Oysa Peygamberimiz (s.a.v.)’e Peygamberlik gelmeden önceki özelliği neydi? “Emin insan” olmasaydı. Günümüz İslam ümmeti olarak sadece bu sıfatı taşıyabilsek yetecek.
Büyükler der ki;
“İslam, dil dini değil, kalp dinidir. Kalp ise bedenin motorudur. Motor arızalı olunca beden de arızalanır. Arızalı varlıklardan emin olunabilir mi? Elbet olunamaz”.
Emin insan olmamız duasıyla.







