Ülke gerçeklerine karşı zihni kapanış
Geçtiğimiz günlerde “Umudun Adı Türkiye” diye yazmıştım.
Dünyada olup bitenlere bakınca ve aklıselim şekilde düşününce, bizden daha güçlü ve umut veren bir ülke yoktur.
ABD ve AB destekli içimizdeki karanlık odaklar tarafından yönetilen gürültücüler, patırtıcılar, kendilerini göremeyecek kadar zihinlerini ülke gerçeklerine kapatmış vaziyetteler.
Bunları görünce umut ülkesi oluşumuz daha iyi anlaşılmaktadır.
Dünyanın hangi memleketinde olursa olsun, bir insan ekmek yediği sofraya ihanet etmeyi kendisine hak olarak görüyorsa, bu kimseler her yerde kötülük yapabilirler.
Oysa bizim medeniyetimizin ölçülerinde insan şöyle tarif edilir.
“Kötü insan yoktur, kötülük yapan insan vardır”. Çok doğru! Mayası kötülükle karılmış ve üretilmiş olanları, insaf sahiplerinin iradelerine bırakalım.
Bu güruhun zaviyesinden bakıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar karşıtlığında ittifak eden kesimlerin ittifak sebepleri içerisinde, zerre millet ve devlet hesabı olmadığı görülmektedir.
Dünyanın tüm kötülükleriyle mücadele eden ve yedi düvele karşı devletinin-milletinin haklarını savunan Erdoğan ve tarihinde olmadığı kadar güçlenen Türkiye kervanına karşı, zihinlerini-vicdanlarını kilitleyenler, bütün bir millete karşı kötülük etmiş olmazlar mı?
Kötülüklere şahit olmak ne kötü bir şahitliktir! Tarih bunların hepsini kaydetmektedir. Tarihinden kaçarak, inkâr ederek, hiçbir millet kendisine yeni bir devlet kurmuş değildir. Hele hele bu bizim milletimiz için akıl-izan dışıdır.
Biz, Haçlılar gibi şirk ve inkâr toplumu değiliz. İçimizdeki Batıcılar yahut onlar gibi şirk ve inkârda ısrar edip, tapmak için kendi inkârlarından-şirklerinden ürettikleri malzeme buluculardan da değiliz.
•
Temiz mayalarını muhafaza etmek ve toplumsal birliği sağlamak yerine, milleti devletinden, devleti milletinden ayırmak için verdikleri uğraşının vahametini görmemek nasıl bir zihin karmaşasıdır?
Bu onların ve ardından gidenlerin yanılgılarından başka bir şey değildir. Keşke hakikati görebilmek için önce nerede ve kimlerle yaşadıklarını, nasıl bir toplum ile iç içe olduklarını ve nereye ait hissettiklerini ön yargısızca keşfedebilseler.
Memleketimizde hır çıkaran çevrelerin pek çoğunun tarihimizle, medeniyetimizle, inanç değerlerimizle barışmadıkları ve kabul etmedikleri görülür.
Bu anlayış, Batı’dan ve batıldan kurtuluşu bekleyenlerin imanının gereğidir.
Batılılaşmaya yöneldiğimiz Tanzimat’tan beri, tarihimizi unutturmaya çabaladılar. Hatta yetmedi, haksız yere bilir bilmez suçladılar, reddettirdiler nefret edilmesini sağladılar.
Haliyle iki bin yıllık tarihin üzeri, yetmiş yıllık tarihle örtülmeye çalışıldı. Hâlâ da çalışılmakta!
Toplumuyla barışık devletlerin vazgeçilmezliklerinin başında şu üçlü gelir. “Tarihi, ekonomisi, kültürü!
Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir toplum, kendi tarihinden koparılıp, kendisine yabancılaştırılmamıştır. Tarihine, kültürüne, ekonomisine yabancılaşan toplumlar, üzerlerinde baskı kuran devletlerin sevicisi ve takipçisi olurlar.
•
Ezcümle:
Üzerinde barındığı, beslendiği, çalıştığı, mal mülk sahibi olduğu devletine-milletine karşı öfkesini dindiremeyenler, bilerek yahut bilmeyerek ihanet ameleliği yapmaktadırlar.







