Tebliğin söze değil amele ihtiyacı var
İslam’ı bilenler, diğer bilenlerle ihtilaf edince sanıyorlar ki, kendileri haklı çıkıyor ve en doğruyu tebliğ ettiklerini düşünüyorlar.
Hâlbuki ihtilaf ettikleri meselelerde, Müslüman olgunluğu içerisinde orta yol bulamadıkları ve ihtilaflarını ittifaka çeviremediklerinden, toplumu dinden soğuttuklarını fark edemiyor ve görmezden geliyorlar.
İttifak ehli İslam büyüklerimiz derler ki:
-“İslam dini birlik dinidir”. Dinimizin kitabı Kur’an-ı Kerim de Peygamberimiz (s.a.v.) de ittifak üzerinde ısrarla durur. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” ayeti insana hitaptır.
Kitabımız “birleşin” dedikçe, Peygamberimiz “bir olun” dedikçe, ihtilaflarını ittifaka çevirmek istemeyenler, dini tahriş ediyorlar. Sonra da herkes âlim kesiliyor.
İhtilafların büyük sebebi, dini çok bilenlerin birbiriyle didişmesi değil, Kur’an ve Sünnete müracaat etmek ve teslim olmak yerine, nefislerine teslim olmalarıdır.
Bu hususta Mehmet Görmez hocamızın uyarısını hatırlatalım.
-“İnançlar şahıslar üzerine bina edilmemelidir! Din Allah’a aittir! İmanımız da Allah’a aittir! Dini hakikatler insanlar üzerine inşa ederek yaşanmaz! Yaşanılırsa, hataya düşülür ve bir müddet sonra şahsı değil, dini sorgulamaya başlarız, bu da dinde kargaşaya sebep olur”.
•
Din istismarı, dinin nefsi çıkarlar uğruna kullanılması, dinin ulu orta anlatılması, anlatanların üzerinde yaşandığına dair emarelerin görülmemesi, hemen her İslam toplumunda umutsuzluğa sebep olmaktadır.
İslam ihtilaf dini olmadığına göre, din ile insan ilişkileri doğru anlatılmıyor demektir. Doğru anlaşılması için amel gerekmektedir. Ameli olmayanın emeli vicdanı değil nefsidir.
Çocukluğumdan beri gözlediğim ve bugünlerde daha çok işlenen bir cürüm var ki, hurafeleri din diye anlatarak menfaat temin edenlerdir. Bu yüzden bir ara namazı bırakmıştım.
Yine Görmez hocamızın ifadesiyle; “Din insanı aşağılamaz. Dinin her ilkesi insanidir. İnsanın yapamayacağı şeyi asla insana yüklememiştir”.
Günümüz insanının sorguladığı bir husus da din ile dünya ilişkisinde, dünyayı aşağılayarak anlatanların, dünyaya büyük bir hırsla abandıklarının görülmesidir.
Dünyanın çok aşağılık bir şey olduğunu söyleyenlerin, dünyalık adına sahip oldukları konforlarının seviyesine, dinleyenlerin yaklaşmasının mümkün olmadığı da meydandadır.
•
Bilgelerimiz buyururlar ki:
“Dünya ahireti kazanmak için vardır. İnsanların ve bütün canlıların iyiliklerini istemekle yükümlü değil miyiz?
Zühdün tarifi dünyayı terk değildir. Dünyayı yaşayarak zühdü muhafaza edebilmektir.
Cennetin güzelliklerini de cehennemin ateşini de insan bu dünyadan götürür. İyiler iyilikleriyle, kötüler kötülükleriyle göçer”.
Bir din mensuplarına dünyayı zindan etmek için gelir mi?
İhtilafçıların yüzünden kafası karışık insanlar şöyle diyorlar:
-“Bize dünyanın zindan olduğunu söyleyenlerin, bu zindanı yaşayarak bize örnek olması gerekmez mi?”
•
Ezcümle:
Küçük bir örnek: “Mülk Allah’ın” diyoruz değil mi? Oysa Müslümanlığı önceleyen ailelerin yüzde doksanı miras yüzünden birbiriyle mahkemelik ve kavgalı! Nasıl oluyor?







