--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tarihi anlamak ve çözüm süreci

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Memlekette iyi insanlar iyi şeyler yapıyorlar.

Özlemini çektiğim meselelerin başında; “iyi insanların, iyilik adına yaptıkları işleri yazmak ve konuşmak” gelsin isterim.

MÜSİAD bünyesinde bulunan “Uluslararası Teknolojik, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı” her ay, iyi insanlarla iyilikler için çeşitli toplantılar düzenler.

Vakfın başında ise “iyi insanlardan” İsrafil Kuralay ile Mehmet Develioğlu vardır. Her ikisinin de önceliği, kendi işlerinden ziyade, memleket ve millet işleridir.

UTESAV’ın bu ayki konuğu ise TRT İstanbul Müdürü Abdülhamid Avşar idi.

Abdülhamid Avşar da TRT ekranlarında gönül huzuru içerisinde seyrettiğimiz ve tarihin bilinmeyen noktalarına ışık tutan belgeselleriyle, iyilik kervanlarında yolculuk eden isimlerdendir.

Mart ayının mevzuu ise Avşar’ın TRT’de yayınlanan “Van Gölü Havzası’nda Selçuklu İzleri” adlı belgeseli üzerine “Tarihi Anlamak” başlıklı sunumuydu.

Bir kere daha anladık ki, biz tarih kaçkını ya da tarih küskünü bir toplumuz.

Bize tarih yaşandığı gibi değil, belli bir zümre, toplum adına neyi ne kadar bilmemiz gerektiği kadar anlatılmış.

Hakikaten bugün Selçuklu Devleti’ni ne kadar tanıyor ve biliyoruz. Van Gölü havzası bin yıldır Selçuklu yurdudur. Resmi tarihte tüm açıklığı yazıldığını bilenimiz var mı?

Bitlis’in Ahlat ilçesinde şehrin konumu kadar Selçuklu Mezarlığı vardır. Sadece Ahlat mı? Van Gölü havzasının bütünü Selçuklu eserleriyle donanmış vaziyette.

Hatta lastikli tekerlekli araçların gitmediği köylerde bile Selçuklu eserleri olduğunu öğrendik.

Geçtiğimiz yıllarda Hizan ilçesinden Ahlat’a kadar yolculuk etmiştim.

Doğu’nun ve Güneydoğu’nun en verimli dağlarını ve ovalarını bir tarafa bırakalım, yalnızca Hizan ile Ahlat arasındaki arazide; tarım, hayvan ve arıcılık yapılsa, Türkiye’yi besler.

Böylesine muhteşem bir arazi yapısına sahip. Su, ova, dağ, bitki örtüsü ve insan gücü. Ne isterseniz bol bol var.

Eğer çözüm süreci tam olarak hayata geçse ve Türkiye’nin diğer bölgelerinde her türlü tarım ve hayvancılık ile benzeri işler yapılmasa bile sadece Doğu ve Güneydoğu’da yapılacak tarım ve hayvancılık Türkiye’yi besler.

Memleketimizin olmazsa olmazlardan olan tarım ve hayvancılığı da bir tarafa bırakalım.

Doğu ve Güneydoğu’yu, yalnızca “kültür ve inanç turizmi” bakımından hem kendi insanımıza hem dünya insanlığına açabilsek, bölge birkaç yılda Türkiye ve dünyanın bir numarası olur.

İnsanlığın yeryüzüne ayak bastığı bu bölgemiz kadar yerkürede medeniyetler ve uygarlıklar görmüş başka bir kara parçası ve toplum yoktur.

Ezcümle;

Çözüm sürecini desteklemek, kendi insanımıza ve memleketimize karşı kıyamete dek yapılmış büyük bir iyilik demektir.

Engel olmak ise sadece kendi insanımıza ve ülkemize değil, tüm dünya insanlığına karşı kıyamete dek yapılmış büyük bir ihanettir. 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle