--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyasette harakiri aklın ölümüdür

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
0

Aklın ölümü; duyguların, düşüncelerin, muhakemenin, hislerin, vicdanın, ahlakın ölümüdür. Yani bir nevi sarhoşluk halidir. Sarhoşluk halinde bunların hiçbirisi yoktur.

Yine sarhoşlar ayıkınca yaptıklarından özür dileyebilir, pişmanlıklarını dile getirebilir lakin siyasetteki sarhoşluktan ayıkmak pek zordur.

Siyasetin geçmişinde ve bugününde böyle sarhoşlar ve sarhoşluklar görülmüştür. Sonradan pişman olanlar, kendilerine siyasetin hiçbir yelpazesinde yer bulamamışlardır.

Siyaset tabana doğru yapılır, tavana doğru değil. Halktan “güvenoyu” alan siyasetçiler ne kadar hata ve yanlış yaparsa yapsınlar, her dönem siyasette söz sahibi olmuşlardır.

Tavana göre siyaset yapanlar ise bilerek yahut bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek halkı dışlarlar, halktan istemeleri gerekenleri, “yönetenlerinden” ya da “sermayedarlardan” istediklerinden, sürekli devletin ve milletin önünde takoz olmaktan kurtulamazlar.

Başka toplumları bilmem ama bizim toplumumuzda milletimiz; aklıyla alay eden, hafife alan, görmezden gelen siyasetçilere bugüne kadar asla prim vermemiştir.

¥

Milletimiz irfan toplumudur. Yazılı olmayan irfan kaynaklı bilgeliğe sahiptir. Bu kültür içerisinde siyasetçiyi tartar, ölçer, biçer, sonra da uygun şekilde yol verir.

Mesela tavanın veya sermayenin direktifleriyle kurulmuş partilerin siyasi tarih içerisinde iktidara geldikleri nadirdir.

İktidar olanlar da halkımızın teveccühü ile değil, milletin silahını millete doğrultan vesayetçilerin ırgatları olarak iş başı yaptırılmışlardır.

Siyasette insan kalabilmek için aranan şartlar arasında şu üç ilke önemlidir. “Vicdanı”, “akıl” ve ikisinin ortasında kalmasını bilen “duygularıdır”.

Bu üçünden birinin kaybı, ihmali, reddi, insanı sakatlar, rencide eder, çevresindekileri de sakatlar ve kendi heva heveslerinin uçurumuna sürükler. Tedavisi zor bir hastalıktır.

Aklın ve vicdanın müdahale edemediği duygular, insanı her türlü kötülüğe itebilir, inkâra sürükleyebilir, dün dediklerini bugün yok saydırabilir, inanç dünyasında ciddi kayıplara uğratabilir. Bütün bunlar yaşandıktan sonra geriye ruh değil sadece kadavra kalır.

Siyasette bir kimsenin başına gelebilecek en büyük musibet; “aklını, vicdanını, duygularını” öç almaya, ihanet etmeye, aldatmaya, kendine değil, başkalarının gücüne inanmaya mecbur kalmasıdır.

Bu hal insanda kişilik, kimlik, aidiyet, bırakmaz. Geri dönüşü olmayan yola girdiğini fark edemeyerek, ileri ileri zorladıkça önüne gelen her şeye toslamaktan kurtulamaz.

Siyasette veya devlet yönetiminde bulunmuş kimseler; içinde yaşadıkları toplumun değer yargılarını, inanç manzumelerini, tarihini ve medeniyetini, anlama ve anlamlandırma yeteneğini kaybetmeye başlarsa, bir müddet sonra eğer kalmışsa hem kendi vicdanı hem millet vicdanı önünde küçük düşmeleri mukadderdir.

¥

Ezcümle:

Siyasette beceriksizlik; kişileri, sonradan görmenin ürünü olan hırs, kin ve öfkeye mahkûm eder. Böyleleri ideallerinin değil, menfaatlerinin siyasetçisidirler.

Oysa siyasette güven kaybı bir kez başlarsa, sel kürtünü gibidir asla önü alınamaz.

Velhasıl her şeyin akla ihtiyacı vardır. Aklın da “edebe”.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle