Siyasetçi İşe Kendisini Tanıyarak Başlamalı
Siyaset bir nevi yağlı güreş gibidir ve siyaset çayırında mağlubiyet yoktur.
Yağlı güreşlerin elbet bir kazananı vardır ama en büyük övgüler de ikinci ve diğer kaybedenleredir.
Aslında onların ne kadar güçlü oldukları, rakibinin karşısında hiç ezilmedikleri fakat kemerin bir kısmet olduğundan yola çıkılarak nice güzellemeler dile getirilir.
Siyaset de böyledir. Seçimlerin mağlubu yoktur. Hatta dibe vurup sıfırı çeken partiler dahi kendisine göre kazançlı çıkar ve buradan hareketle “güreşmeye” devam mesajı verirler.
………….
Siyasetin “insanı idare etme sanatı” olduğunu bilmeyen yoktur ama esas olarak siyasetçilerin; “kendisini, değer yargılarını, çevresini, yakınlarını, ailesini, işini ve insan denilen duygu denizini” tanıyıp tanımadıkları pek sorgulanmaz.
Siyasetçi önce “dürüstçe” şahsına bu çerçeveden bakmalıdır ve samimi şekilde kendisini imtihan ettikten sonra çayıra çıkmalıdır.
Kendileri olmayıp da rol yaparak yaşayan insanlar, hızla kişilik ve kimlik erimesine uğradıklarından, inandıklarını zannettikleri değer yargılarını, dünyalıklarına heba ettiklerinin farkında değillerdir.
İşte bu tiplerin hastalıklarına psikologlar bile çare olamazlar. Muhakeme kabiliyetleri kilitlenmiş demektir.
Siz ne söylerseniz söyleyin, asla söylediklerinizi duymazlar, duysalar da anlamaz ve sadece kendilerinin ne diyeceğine odaklandıklarından papağan gibi tekerleme yapar dururlar.
Diyelim ki bir yolunu buldunuz ve ezberlenmiş ifadelerinin arasına çentik atarak susturdunuz. Ne diyeceğini şaşırttınız.
O andan itibaren film kopmuş demektir. Artık boşlukta kalmışçasına yüzünüze bakar, yüz ifadesi şaşkınlığın doruğuna çıkar, daha bir yere varamazsınız.
Yapılacak en iyi iş; bedeni kendisine, aklı başkasına kiralanmış tiplerle siyaset çayırındaki güreşe tempo tutmamak gerekir.
Her neyse mevzumuz siyasetçinin kendisiydi ama seçmenlerin de en az siyasetçiler kadar sorumluluğu vardır.
Siyasetçi önce kendisini tanımakla mükellef ise biz seçmenler de aynı mükellefiyet altındayızdır. Sahadakiler kadar tribündekiler de yükümlülük üstlenmelidir.
…………..
Söz uzamasın, siyasetçinin kendisini tanıdıktan sonraki durumuna dönelim.
İkinci sırada; (evliyse) karısını tanımalıdır, onun güçlü ve zayıf yanlarını bilerek siyaset çayırına çıkmalıdır. Aksi hüsran olur.
Üçüncü sırada; çocuklarını tanımalı ve bilmelidir. Ailesinin kendisiyle nereye kadar birlikte olacağını iyi tahlil etmelidir.
Dördüncü sırada; sahip olunması muhtemel; “makam, mevki, para ve şöhret” gibi bulaşıcı tutkular gelir.
Bu tutkuların peşinde koşacak insanlara (ailesi dâhil) mesafe koymalı ve asla kapı aralamamalıdır.
Geçmişte böyle pek çok siyasetçi; ailesinin, yakın akrabası ve çevresinin kurbanı olmuştur. Hemen her siyasi parti bu kurbanlıkların hatıralarıyla doludur.
……………..
Kısacası, siyaset çayırının ne güreşçisi, ne cazgırı, ne de seyircisi bitmez.
Tam “bitti dersiniz, işleri yoluna girdi” dersiniz, bir bakarsınız ki, içeriden ve dışarıdan gelen hain kesimlerin hain cereyanlarının tesiriyle tekrar çayırdasınız. Vesselam.







