Şehit kanları üzerindeki münkirler Ebucehiller
“Ölüm; vatan, devlet, millet, din uğrunda ise şehadet olur”. Böyle diyor Anadolu’yu mayalayan erenlerimiz. Ve ilave ediyorlar:
-“Bu uğurda bir hudut yoktur, bir sınır belirlenemez. Ne vatan ne devlet ne millet ne de din uğrunda, ne içeride ne dışarıda pazarlık yapılamaz”.
Erenlerin buyurduğu ve yine hep söylendiği ve dahi söyleneceği gibi üzerinde yaşadığımız topraklar, şehit kanlarıyla vatan edilmiş coğrafyadır.
Yedi yüz seksen bin kilometrekarenin hangi mezrasına, köyüne, ilçesine, vilayetine gitsek, mezarlıklarında mutlaka “Birinci Cihan, Balkan, İstiklal ve Kıbrıs savaşıyla birlikte, 40 yıldır süren terör örgütleriyle mücadele sonucunda şehit olmuş evlatlarımızı buluruz.
Sadece mevcut sınırlarımızda değil, bugün “gönül coğrafyamız” dediğimiz geniş Osmanlı coğrafyamızın da hemen her bölgesinde şehitlerimiz yatmaktadır.
Kore’de, Yemen’de, Kırım’da, Sivastopal’da, Azerbaycan’da, Medine’de, Irak’ta, Suriye’de ve Avrupa içlerine kadar bizden kopmuş veya kopartılmış, zamanında Kelime-i Tevhid sancağının dalgalandığı nice topraklarda Mehmetçiklerimiz vardır.
……………
Malazgirt’te, Eskişehir ve Konya ovalarında, Sırpsındığı’nda, Belgrat’ta, Otlukbeli’nde, Çaldıran’da, Mercidabık’ta, Mohaç’ta, Viyana önlerinde, Rodos’ta, Prut kıyılarında, Bağdat’ta, Kanije’de şehit olanlar topraklarımıza kök salan şahitlerimizdir.
Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Süveyş’te, Gazze’de, Toroslarda, Ermenistan’da, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, bu topraklar için toprağa düşenleri anlamak, bugünleri anlamak olacaktır.
Onların her birinin analarının, babalarının nice atalarının mezarları buradadır.
Köylerindeki, şehirlerindeki ocakları, bugünkü nesilleri tarafından tüttürülmektedir.
Onların evlatları da ataları gibi yine devletin-milletin birliği için çalışmakta, çabalamakta, milletin-devletin birliği uğruna dua etmekte, evlat yetiştirmekte ve cepheye göndermektedir.
Vatana, millete, devlete, dine ihanet edenlerin bu hakikati idrak edebilmesi için, öncelikle üzerinde yaşadıkları devlete, “varsa ailesine” ve millete zerre kadar da olsa “aidiyet duygusuyla” bağlı olması ve inanması kâfidir.
………………..
Böyle bir inanca mensubiyeti olmayan, insani ve imani hissiyat taşımayan kişilerin hiçbir kutsalları yoktur.
Hal böyle olunca da “din, bayrak, devlet, millet, şehitlik” nedir ne değildir bilmezler ve terör taraftarıdırlar. Ve tabii olarak içinde yaşadıkları topluma yabancılaşırlar.
Halkımızın çok büyük ekseriyetinin sahip çıktığı şehitlerimizin kanları üzerinde münkirlik yaparak, Ebucehillik ederek, içlerindeki kinlerini artırırlar.
Böyleleri değil ülkemizde, dünya coğrafyasının neresinde yaşarsa yaşasınlar, aynı ihaneti oralarda da sergilerler.
Kutsalı olmayanın insafı, vicdanı, imanı olmaz. Akıl, fikir, düşünce gibi tüm insani hürriyetlerini ve hüviyetlerini başka akıllara, fikirlere, düşüncelere esir ederler.
İstenildiği zaman istenildiği gibi kullanılırlar. Bu tıynete sahipler için ne söylenirse söylensin, hiç fark etmez, hatta hallerinden gurur duyarlar.
Ezcümle:
Kimliğimizin, kişiliğimizin, dünya ve ahiret görüşümüzün aynası, birlikte olduğumuz ve yürüdüğümüz kimselerdir. Zira ‘hem-hal” olduklarımızla bir hal oluruz.
Bu vatanın sahibi, kader ve tarih birliğine inananlardır.







