Sacayağı Nesil
“Uymadı bir türlü başlar bedene
Yanaşmadık ‘niçin’ ile ‘neden’e
Ne söyleyim? Çok sürü var güdene
Kaç berzaha girip geçtik sayamam”. Abdurrahim Karakoç.
Sacayağı, köy evlerinde kara ocak denilen çalı çırpı ve odunla yemek pişirilen ocaklar üzerine tencere koymak için üçayaklı 10-15 cm yüksekliğinde demirden bir alettir.
Sacayağı nesilden kastımıza gelince! Günümüzde üç nesil bir arada yaşıyoruz. Birinci neslin sonuna geldik sayılır.
Birinci nesil inkılap kurbanlarıydı. Çarıklarıyla kurdukları devletlerinin gününü görmeden, diline dinine yapılan inkılaplarla felekleri şaştı. Yavaş yavaş tükenmek üzereler.
İkinci nesli ben anlatmayacağım. Onu Taşova Gazetesi’nde Mevlüt Demirel uzunca yazmış, özetleyerek paylaşacağım.
Üçüncü nesil de günümüz gençliği. Şimdilik onlar üzerine laf etmek istemiyorum. Şu kadarını söyleyeyim. Birinci ve ikinci neslin mirasını yiyorlar.
Hiçbir miras, uzun soluklu kimsenin yarasına merhem olmaz. İnsanın kazandığı ve kazanacağı alnının teri, elinin emeği, zihninin ürünüdür.
¥
Sacayağının hâlâ en sağlam ayağı bizim nesle gelince!
“Kim Bunlar? 1950 ile 1970 yılları arasında dünyaya merhaba demiş en genci 50, en delikanlısı 70 yaşında hâlâ 18’lik deli taylar gibi ideallerinin peşinde koşan hesapsız bir nesil.
Hiçbirinin altına hazır bez bağlanmamış. Şeker çuvalından pantolon, lastik ayakkabı giymiş. Evde inek beslemiş, kendine okulda ABD süt tozu içirilerek beslenmiş garip nesil.
Hiçbirinin renkli çocukluk resmi olmamış. Harp görmüş, darp görmüş. Baskı, çatışma, işkence görmüş. En azı 5 ihtilal, 6 muhtıra, 7 post-modern darbeden sağ salim paçayı yırtmış, 10 ekonomik krizden nasibini almış.
Yoklukla terbiye edilmiş direnç abidesi bir nesil. Ne yaptıysa yoluyla yordamıyla kendi meşrebine uygun ahlakına yakışanı yapmış.
68’liler de 78’liler de bu neslin deli tayları, ipe sapa gelmeyen savaşçıları da bu neslin temsilcileri olarak tarihe adlarını kanları ile yazmıştır.
Görevini, sorumluluğunu bilen. Onuru için bir pireye bir yorgan yakan, öfkeli hırçın bir acayip nesil bu 1950 ile 1970 yılları arasında doğan dinozorlar.
Neden bu nesil özel biliyor musunuz? Bu neslin üzerinden silindir gibi devlet geçti. Dozer gibi dünya milletleri ezdi geçti. Bu nesil; katı, aksi, deli, serttir. Bir o kadar da merttir, hoş görülü ve merhametlidir.
Bu neslin yaşarken öğrendikleri bilgi ve kaybederken edindikleri tecrübe en büyük servetidir.
Yani 1950 ve 1970 yılları arasında doğan dinozorlar tam bir müzelik antika nesildir.
Çünkü bunlar elinizdeki son değerli hazinelerinizdir. Oturun onlarla konuşun, dinleyin onlardan geçmişi öğrenin.
Çünkü onlar yakın tarihin son canlı kaynak kişileri, her biri iki ayaklı sözlü yakın tarih kitabıdır”.
Not: Yazının bütününü merak edenler için Mevlüt Kaleli Taşova Gazetesi.







