Öncesi ve Sonrasıyla CHP Devri
“Fırtınaya karşı yaprak değil, kökünü toprağın derinliklerine salmış olan çınar dayanır”. Ahmet Hamdi Tanpınar.
Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız eser, Ketebe Yayınlarına ait.
Tarih araştırmacısı ve yazar Mustafa Armağan’ın kaleme aldığı; “Öncesi ve Sonrasıyla Tek Parti Devri” isimli kitap, CHP’nin nasıl bir “tahrik ve tahrip siyaseti” izlediğini ortaya koymaktadır.
CHP’nin kuruluşundan bugününe kadar izlediği politikayı adil bir şekilde araştıran dürüst her insan, asıl gayelerinin “tahrik ve tahrip” olduğunu görebilir.
Asırlar ötesinden söz etmiyoruz, CHP’nin 1939 yılından, 1950 senesine kadar ki, milleti öteleyerek; baskı, şiddet ve zorla kaldıkları iktidar yılları ve sonrasındaki muhalefet senelerine bakmasını bilenler, gördüklerini-okuduklarını vicdan terazisiyle tartanlar ancak idrak edebilir.
Bugün de yine halen “tahrik ve tahrip” eylemlerini sürdürmektedirler. Çünkü beslendikleri ve bildikleri tek işleri budur.
İşte bu kitap, o yılları ve sonrasını belgeleriyle anlatıyor. Günümüzdeki halleri de bütün bir milletin şahitliğiyle zaten ortadadır.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözüne de değinip kitaba geçelim. CHP adındaki örgüt, izlediği siyasetle 14 asırlık bir İslam medeniyetinin yüz yıllardır tek savunucusu ve takipçisi olan ve köklerini topraklarımızın derinliklerine salan bir inanca ve medeniyete karşı muhalefet etmektedir.
Mesela yine aynı örgütün ister Selçuklu, ister Osmanlı tarihi ve devletiyle barıştığına dair bugüne kadar tek emare gösterilemez.
Tam aksine bu büyük çınara karşı sürekli muhalefet etmekte, tahrik ve tahrip hareketlerini sürdürmektedirler.
………………
Sivas ve ilçesi Divriği, bir Selçuklu şehridir ve tarihi eserler, bu toprakların köklerindeki çınarlardır.
Divriği de bulunan Cedit Mustafa Paşa Camii’nin CHP döneminde nasıl ve hangi amaçla kullanıldığını okuduğunuzda asla inanasınız gelmez ama gerçek.
CHP sadece milletin amentüsüyle, dini mekânlarıyla değil, bu topraklara dair ne kadar yerli ve milli değer yargıları varsa, hepsine karşı mücadele etmektedir.
Sözü eserin yazarı Mustafa Armağan’a bırakalım:
“Cumhuriyet dönemi, Meşrutiyet tarihçiliğinin Osmanlı’yı eleştiren tarih mirasını devralmakla birlikte, kendisine yeni bir istikamet çizmiş, bin yıllık İslam tarihi eğitimini karanlık Orta Çağın bir mirası sayarak reddetmiştir. Hâlbuki Orta Çağı karanlık olan Avrupa’ydı, bizim ‘Orta Çağımız’ ise tam tersi apaydınlıktı.
İslamiyet öncesi tarihe dönerek bir insanın kimliğini tanımlayabilecek en yakın tarihini ve canlı hatıraları hafızalardan silerek, hatta zorla unutturularak, halkın yarısı efsane, yarısı farazi bir tarihi edinmeye zorlanmıştır.
Böylece yakın tarihi karanlıklara gömen ama uzak ve muğlak tarihi yücelten nevzuhur (yeni çıkma) bir tarih anlayışı yaygınlaştırılmıştır”.
……………….
Ezcümle:
Binlerce yıllık bir medeniyeti 80-90 yılda yıkmayı üzerlerine vazife bilenler, hâlâ tahrik ve tahriplerine devam etmektedirler.
Eser hakkında: Ketebe Yayınları;
0212-612 29 30







