Milletin ve Devletin Şairi
Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim…
İnan ki; her ne demişsem görüp de söylemişim.
Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!
…………..
Bu haftaki eserimiz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yayınları arasından çıkan “Mehmet Akif Ersoy” kitabı.
İBB Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan eserde; “Millet ve Devlet Şairi” Mehmet Akif Ersoy’un tüm yönleri anlatılmış.
Merhum Akif’in “Millet ve Devlet Şairi” olmasının en önemli belgesi, İstiklal Marşı’nın TBMM’de okunması ve kabul edilmesidir.
Elbet merhum Akif sadece bir şair değildir. Güçlü bir mütefekkirdir. İnandığı gibi yaşayan, düşündüğü gibi yazan ve konuşan, bu özelliklerinden de asla taviz vermeden yolunda yürüyen örnek bir şahsiyettir.
Mehmet Akif Ersoy’un gerçek kişiliğini idrak edenlerin ortak düşüncesi şudur:
- “Akif’in esas hüneri; ne iş yaparsa, ne söylerse ve tüm mesaisinde, “samimi” olmasıdır. Davasında ne kadar samimi olduğu, Safahat’ın her mısraında görülür. Osmanlı’nın sonunu, Cumhuriyetin başlangıcını bizzat yaşayarak yazmıştır.
…………….
Hepimizin malumudur ki, Mehmet Akif denilince akla mutlaka Safahat gelir. Sanırım pek çok evde de vardır.
“Lakin kaç kere açıp okunmaktadır” diye sorulursa, verilecek cevapların ekseriyeti, ağa takılmış balıklar gibi sağa sola zıplayıp duracaktır.
Oysa Safahat; milletimizin dününün, bugünün ve yarınının en büyük şahididir. Safahat’ta yediyüz yıllık bir devletin, iç ve dış düşmanlarca hitama erdirilmesi ve yeni devletin kurulmasına tanıklık vardır.
Öte yandan; toplumumuzun birliğini mayalayan; “milli, insani ve İslami” değerlerin haykırılışı vardır.
Yeri gelmişken bir noktaya değinmek isterim. Denilir ki; “Safahat’ın dili ağır”.
-Ey mübarekler! Ağır olan Safahat’ın dili değil. Dilimizin yediği tahribattır.
…………….
“Milletin ve Devletin Şairi” olmak, elbet her kula nasip olmaz. Akif, “Hakk” hatırından başka bir hatır tanımayıp; her vakit, “kul” olma bilincinden asla vazgeçmediği için, “Milletin ve Devletin Şairi” olmuştur. Ne diyor:
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım”…
Bir daha sitem edeyim. Biz “Slogan Akifçisiyiz”. Merhumu vitrinden seviyoruz, onun iç âlemine giremiyoruz. Nasıl yani?
Akif’in ısrarla üzerinde durduğu, “Fazilet” “Sa’y” “Tefekkür” “Marifet” kavramları, en çok kime söylenmiştir? Müslüman kimselere!
-Peki, bu kavramların hayatımızdaki yeri nedir?
Şahsen benim bir cevabım yok ve sözü ancak Akif’le bitirmeye gücüm yetmekte.
“Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa;
Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa”.
Dün vefatının (27 Aralık 1936) 79. yıldönümüydü. Ruhu için El-Fatiha.







