--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mehmet Akif: Sözüm Odun Gibi Olsun, Hakikat Olsun Tek

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: 

Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.

¥

Bugün İslam ve İstiklal Şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un rahmete kavuşmasının 82. senesi. Ruhu şerifleri için El-Fatiha.

Mehmet Akif, (Mehmed Ragif) 1873 yılının Aralık 20’sinde İstanbul, Fatih Sarı Güzel-Sarı Nasuh Mahallesi 12 numaralı evde dünyayı şereflendirir.

27 Aralık 1936 Pazar günü saat 19.45’de Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanında rahmete gider.

28 Aralık günü gazetelerde çıkan vefat haberleri üzerine, Ankara’dan üniversite ve resmi kurumlara tören yapılmaması ve katılım olmaması için emir yayınlanır.

Öğrenciler ve halkımız tarafından bu emir bir şey ifade etmez. Akif’in tabutu Kâbe örtüsüyle birlikte bayrağa sarılı olarak Bayezid’den el üstünde taşınarak, Edirnekapı’da sevdiği arkadaşı Ahmet Naim Bey’in yanında defnedilir.

¥

Merhum Akif’imizin en belirgin ve net karakteri, tanıyan-tanımayan namuslu her insanın kabul ettiği yazının başlığındaki mısraıdır.

Cerrahoğlu’nun ifadesiyle:

- “Şadırvandan ürken çapa tırnaklı farmason, bukalemun kılığında züppeler, şarap küpüne düşmüş şairler, kavuk sallayan dalkavuklar, Allah’ın kitabına (Haşa) “Kitabı köhne”, imana “kara kuvvet” diyen şaklabanlar, ar damarı çatlamış küfürbaz zındık ve Kâbe duvarını çifteleyen eşekler, merhum Akif’in nazarından hiç kurtulamadılar. Onlar için şöyle der:

- “Bu herifler Cenab-ı Peygamberin zatına değil, şeriatına buğz ediyorlardı. Onun için küfür, inat zulmetlerinde kaynayıp gittiler; bütün manasıyla ebter oldular. Çünkü bu âlemde hayırlı bir ad bırakmadılar. Aleyhisselatü vesselam Efendimiz ise arkalarında muhallede (daimi, baki) şeriat, namütenahi bir zürriyet, yani koca bir ümmet bıraktılar.

¥

Şimdi de Akif’in bize, bizden öncekilere ve bizden sonrakilere hitabı var:

“İşte bizi öldüren, za’fa, tefrikaya düşüren iki derdi içtimai: Azimsizlik ve ilkesizlik

Ayet-i kerime bize şunu bildiriyor ki:

‘Hangi hayırlı maksada olursa olsun; çalışanlar, çabalayanlar, lakin Allah için çalışıp çabalayanlar, hidayet yolunu, feyiz yolunu, huzur yolunu, mutlak bulacaklardır’.

Şuûn, (vakıa) hadisat, Kur’an’daki hakikatleri, o bizim bir türlü anlamak istemediğimiz hakikatleri olanca dehşetiyle ihtar edip durmakta iken nasıl oluyor da bir türlü gözümüzü açmıyoruz? Nasıl oluyor da meskenetler (miskinlik-beceriksizlik) ataletler, gayretsizlikler içinde sürüklenip duruyoruz?

Efradı üçyüz, üçyüzelli milyona varan cemaat-i Müsliminin nedir bugünkü hali. (Ah muhterem efendim maalesef birbuçuk milyarı aşkın bizlerin hali de aynı. H.Öztürk)

İslam sa’y dini, mücahede mesleği, şan ve şevket, mecd-ü azamet (ululuk) rehberi iken; o din-i mübine intisab davasını güden biz zavallılar, dünyanın muhtelif iklimlerinde atıl, batıl, miskin, zelil, hakir mahkûm, iğrenç bir takım yağınlar, canlı laşe yığınları teşkil ediyoruz. Ve lâhavle velâ kuvvete illâ billah…

¥

Ezcümle: Sükût!... 

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle