Mal kayıpları mı can kayıpları mı?
17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 22 yıl geçti. Başlıktaki soru genel olmakla birlikte bu tarihten öncesi ve sonrasındaki depremler ve bütün afetler için sorulmalıdır.
“Mal kayıpları mı can kayıpları mı”? Tabii ki “can kayıpları”. Gerçi canlar/ruhlar kayıp olmaz ama sözün gelişi için söylenmektedir.
Elbet doğru cevap, “can kayıplarıdır” lakin yine de “acaba cevapta samimi miyiz” diye bir soru işareti daha kenarda durmalı.
Mesele can ve mal kayıpları olunca sorular bitmez tabii. “Niye durmalı”?
Depremlerde, sellerde, trafik kazalarında meydana gelen ölümlerin önemli kısmı, canlarımızı hiçe sayarak ihmallerimiz sebebiyle değil midir?
“Dünya malı dünyada kalır” sözünü kullanmayan kimse yoktur ama gelip görelim ki, dünya malı yüzünden nice canları kaybetmekteyiz. Bu tenakuzu nasıl izah etmeli bilmem.
Mesele depremler, yangınlar, seller ve benzeri afetler olunca hep aynı şeyler söylenir ve bir yığın tavsiyelerde bulunulur.
Bir de ben aynı hususlara maydanoz olmayayım ve “canımız mı önemli malımız mı önemli” sorusuyla sözü başka mecraya kaydırayım.
Ne diyor “Bizim Yunus”:
“Ten fanidir, can ölmez, çünkü gitti geri gelmez, / Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil”.
Ruhlarımız ölmediğine ve bu dünya bir imtihan salonu olduğuna göre demek ki hem mallarımızın hem canlarımızın hesabını vereceğiz.
Hesap verecek olmak insanı cana karşı da mala karşı da disiplin altına alır ki yanlış yapmayalım. Yine Yunus’umuza müracaat edelim:
“Nefistir seni yolda koyan, / Yolda kalır nefse uyan. Cümleler doğrudur sen doğru isen, / Doğruluk bulunmaz sen eğri isen”.
Canlarımızın kayıplardaki sebeplerine bakar ve özümüze dürüst davranırsak, “eğri büğrü” işlerimiz sebebiyle kayıplara uğradığımızı, aklıyla samimi geçinen herkes itiraf edecektir. “Böyle değildir” diyenlerimiz olmaz ya, velev ki oldu diyelim.
Yine Yunus desin:
“Mal sahibi, mülk sahibi, / Hani bunun ilk sahibi? / Mal da yalan, mülk de yalan, / Var biraz da sen oyalan”!..
•
“Mal, mülk, makam gelir gider” der eskiler, can ise kalbin sahibidir. Mal kazanılır ve kaybedilir ama mal, mülk, makam yüzünden canlar kaybedilirse telafisi imkânsızdır.
Bu hususta Mevlana’mız da taşı gediğine koyar ve şöyle söyler:
“Şunu bil ki safları bozup dağıtan aslan ile savaşmak kolaydır, asıl aslan, nefsini mağlup edendir”.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in nefsimizle mücadele etmeyi “Büyük Cihad” olarak ikaz ettiğini bilirsiniz onu da hatırlayıverelim.
Yine Mevlana Hz.leri; mal, mülk ve makamlarda kendisini vazgeçilmez zannedenlere hitaben buyurur ki:
“İlahi kudretler karşısında bütün mahlûklar, iğne önündeki gergef misali acizdirler”.
Ezcümle:
Baki hayata mal ile değil, can ile gidilir vesselam.







