Kendimizle Yüzleşmek Zorundayız
Günümüz insanlığının daha çok da bizim gibi kendisi olmaktan çekinen, başkası olunca değişeceğini zanneden toplumların en çok korktukları şey kendimizle yüzleşmektir.
Kendisiyle yüzleşmekten korkanlar, sürekli başkalarını suçlayıp, onlar üzerinden aklanmaya çalışırlar. Sanırız ki, karşımızdakileri ikna ettik.
Oysa asla ikna edemeyiz, karşımızdakiler de bizim gibi olduklarından ikna olmuş gibi gözükür ve bildiklerinden şaşmazlar, şaşmayınca da yüzleşmekten korkarlar.
Kaçak yaşamak, yapılan ve yapılacak işleri yarım yamalak bırakmaktır.
Mesela ailede, işte, okulda, çarşıda-pazarda tartışmaya sebep olan meselelere baktığımızda, hepsinin bir tarafında yarım bırakılmış yahut yapılmamış işler olduğu görülür.
Evet, şikâyet belli! Peki, çözümü nedir? İşte cevabı zor olan hatta verilmeyecek olan soru budur. “Çözüm nedir”?
•
Bir problemin çözümünü anlatırken, çözümü anlamak yerine, zihnimizde sürekli oturan “ön yargı-peşin hüküm inadıyla”, karşıya cevaplar hazırladığımız için meselelerimiz kördüğüm olmaktadır.
Bu huydan kurtulmamız için öncelikle dinlemesini, okumasını, konuşmasını, düşünmesini ve muhakeme kabiliyetimizi nefis yerine akılla kullanmayı bilmemiz gerekir.
Böyle hareket edemezsek, sözlerimiz de işlerimiz de yarım yamalak kalacaktır. Eğer bu gerçeği kabul edersek, işte şimdi kendimizle yüzleşmeye başlayabiliriz.
Esas hesap gününden önce bu dünyadaki hesaplaşma vakti için şahsımızı ne kadar tanıyıp tanımadığımızı sorgulayabiliriz.
Hepimizin kendisine kabul ettiremediği ve omzundan indiremediği ağır yüklerden birisi de; eksik yanlarımızla, hatalarımızla, günahlarımızla, hırslarımızla, kinlerimizle, öfkelerimizle, hasetlerimiz ve kontrolden çıkmış taraflarımızla yaşamaya direnmektir.
Böyle bir anlayışa sahip olmak, hayat değirmenine tersten su taşımak yahut suyu kesip; “Benim değirmen niye istediğim gibi öğütmüyor” feryadından başka bir şey değildir.
•
“Yüce Yaratıcı her insanı bir istikamet üzere yaratmıştır” der erenlerimiz. Galiba bizler o istikametten çıktık yahut çıkmaya devam etmekteyiz.
Çünkü istikamette durmak ve kalmak, güçlü bir iman ve amel ister. Belki de dini husussulardaki sürekli kaçış ve arayışlarımız bu yüzdendir.
Dünya ile ahiret dengesi arasındaki yolculuğun dünya kısmına ağırlık verip, hesap gününü es geçtiğimizi itiraf edememektir.
Eğer kendimizle yüzleşebilir, ahireti önceleyebilir, Hakk ve halk hukukuna riayet edebilirsek, dünyalıklarımızı da ahiretimizi de dengeye koyabiliriz.
Dünyaya ahiret ambalajıyla abandığımızı tespit gayet kolaydır.
Herhangi bir günün bir sabahından, uykuya geçtiğimiz ana kadar, günün muhasebesini eksiksiz, yorumsuz, savunmasız, bahanesiz, hiçbir yardım ve yardımcıya başvurmadan, sadece kendi kendimizle yüzleşerek yapabilir ve bunun adil olduğuna vicdanen kanaat getirebilirsek, ortaya çıkan tablo bizi bize anlatacaktır.
•
Ezcümle:
Her koyun kendi bacağından asılmıyor dostlar! Hepimiz birbirimize karşı sorumluyuz.
Yaptığımız hatalara, işlediğimiz günahlara bahaneler bulmak, aklımıza ve inanç değerlerimize karşı hürmetsizlik ve itimatsızlık olmaktadır.
Yüzleşmek için aklımızla vicdanımızı nefsimizin kuşatmasından kurtarmalıyız.







