Kendimizi küçük düşürmenin yolu
Aklı erenler buyurur ki:
“Bir milleti kendi gözünde küçük düşürmenin ve aşağılamanın yolu, tarihi önünde küçük düşürmekle mümkündür”.
Elbet sadece tarih değil, diğer dünya toplumlarına göre bizim milletimizin medeniyet havzası çok zengindir ve bu zenginliğini yönettiği coğrafyalarda yaşanır kılmıştır.
Böyle bir zenginlik, Batılılaşma ve çağdaşlaşma tapınmasıyla altüst edilmiş ve milli değerlerimiz, dini değerlerimiz, kalbura döndürülmüştür.
Bunları söylerken hep suçlayıcı ifadeler kullanıyoruz ve sadece şikâyet eden taraf gibi duruyoruz ama burada suçlu yahut suçsuz taraflar yok. Hepimiz suçluyuz!
Kendi tarihimiz önünde küçük düşürülmemize elbet dış baskılar ve dış tesirler olmuştur ama içerimiz arızalı olmasa, arızalanmaya meyilli olmasak, dışarıdan bir gücün böylesine bizi kevgire döndürmesi kolay değildir.
Mesela bir an için bu arızayı devlet ve toplumun genelinde düşünmeyip ve hiç kimseye kabahat bulmayıp -çünkü kolaydır- daha özde, “aile” noktasında ele alsak nasıl olur?
Genellersek çok suçlu bulabilir ve sanki kendimiz hep haklıymışız gibi onları eleştirebiliriz ki, -bunu zaten sık sık yapıyoruz- nedense kendimize dönüp bakmıyoruz? “Bizim bu işte harcımız ne kadar diye” soramıyoruz.
•
Yine diğer dünya toplumlarına göre “ataerkil aile” sistemi, bize mahsus bir haldir ve ülke olarak biz “akrabalıklar” ülkesiyizdir. Yani son yıllara kadar öyleydi. Şimdi adı kaldı.
Ataerkil aileler çözülmeye başladığında, devletin temelini ayakta tutan yerli ve milli değerler de çözülmeye başlamış ve devam etmektedir.
Aileyi ayakta tutan; “Bir olursak bölünmeyiz, bir olursak yıkılmayız, dağılmayız mayası”, içeriden ve dışarıdan birtakım hücumlarla bozulmaya yüz tuttuğunda, bize bunu tarihimizi ve medeniyetimizi küçük düşürerek kabul ettirdiler.
Yine suçlama var. O kadar olsun.
Resmi ideoloji, milletimizin eğitim ve öğretim hakkını, daha doğrusu “insan hakkını” ihlal ve iptal ederek, kendimize ait 2000 yıllık medeniyetimizi çöpe attı ve bize hiç ilgimiz olmayan Batı tarihini, Batı medeniyeti öğretmekle kalmayıp; baskıyla, zorbalıkla kabul ettirdi.
Haydi, buraya kadar da tamam diyelim. Geçmişte yediğimiz darbeleri artık bilmeyenimiz, görmeyenimiz, duymayanımız kalmadı.
Gördük ve bildik ki, bizim biz olabilmemiz için kendimiz olmamız ve kendi değerlerimize sahip çıkmamız lazım. “İyi hoş da bunu herkes söylüyor”.
İşte problem burada! Benim de yaptığım gibi hepimiz söylüyoruz ama önce kendimize söz geçiremiyor ve aileyi koruyamamakta yenildiğimizi kabullenemiyoruz.
Ataerkil aileden, geniş aileden vazgeçtik, tekrar toparlanması imkânsız. Dünyevileşmenin hazzına ve hızına kapılmış vaziyetteyiz.
Bırakalım ataerkil aileyi, çekirdek aile dahi parçalandı ve parçalanmaya devam etmektedir.
“Birey” olmak diye bir narkoz yedik hâlâ uyanamadık. Bu gidişle de uyanacak değiliz.
Ezcümle:
İfadelerimin bir muhatabı ve hedefi yoktur.







