İstiklalimiz irademize bağlıdır
“Zamanımızın meselesi ne teknik, ne atom, ne siyaset meselesidir. Zamanımızın meselesi irade meselesidir”. Nurettin Topçu.
Dünyanın hangi ülkesinde ve toplumunda olursa olsun; kendine, ailesine, milletine, devletine, dinine, aidiyet duygusuyla bağlı olmayan kimseler, tüm ülke ve toplumlar için tehlikeli varlıklardır.
Devletler, milletler bu zihniyetlerden çekmekte ve terör başta olmak üzere; ekonomik, kültürel, siyasal türlü ihanetler bu gruplar üzerinden tesis edilip eyleme geçirilmektedir.
Millet-devlet iradesine başkaldıran yahut toplumsal değerlere ters düşerek yaban ideolojilere teslim olanlar, hangi imkânlar içerisinde yaşar ve sahip olurlarsa olsunlar, canlı her varlık için afettirler.
İrade, fertte ve toplumda inanç mayalı en büyük kuvvettir. Tarihe yolculuk yapanlar, zaferlerle çıktığımız savaşların sonunun inanç mayalı iradeler olduğunu görebilirler.
Bu iradenin güçlenmesi ve muhafazası için lazım olan erdem ve iman; namuslu, şerefli, haysiyetli, vakarlı, onurlu, topraklarımıza ve devlet-millet birliğine aidiyet duygusuyla bağlı olan yediden yetmişe her insanımızda mevcuttur.
¥
Yalnız küçük gibi görünen büyük bir eksikliğimizi unutmayalım.
Kendi ellerimizle, dillerimizle ve işlerimizle sebep olduğumuz musibetlerin başında, şüphelerimiz ve şikâyetlerimiz gelmektedir.
Temeli olmayan, temeli görülmeyen, şahitleri belli olmayan yahut yalancı şahitlerden müteşekkil haber getiricilere, götürücülere, yayıcılara karşı direnmediğimiz müddetçe, onların yazdıkları, konuştukları ve yaydıkları haberlere aldanarak şüphe ve şikâyetten kurtulamayız.
Bu hal aynı zamanda ruhumuzun kirlendiğinin de işaretidir ve tedavisi zor hastalıklardandır. Şüphelerimizi ve şikâyetlerimizi nefsimize değil, vicdanımıza sorduğumuz vakit doğru kararı verebiliriz.
Kararlarımızı vermeye gücümüz yetmiyorsa, verilmiş kararları anlamıyorsak yahut birilerinin çirkinleştirmesine-lekelemesine müsaade ediyorsak, yabancı ideallere ve iradelere teslim olmanın eşiğindeyiz demektir.
Çözülmenin, acizliğin, nemelazımcılığın, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gibi; akıl, ruh, beden üçlüsünün iradesine ket vuran zihniyetin fırtınasına tutulmuşuz demektir.
Bu fırtınaya tutulmuşların hali içler acısıdır ve zavallılık göstergesidir. Hakk’ın büyük bir sermaye olarak ikram ettiği iradeyi heba edenlerin birkaç özelliğini hatırlayalım:
¥
Böyleleri; başarıyı ve zaferi aldanarak ve aldatarak bulmak isterler.
Devlet ve millet için canını dişine takarak mücadele eden herkesi akılsızlıkla itham eder, şeytani yollara başvurarak yerli ve yabancı muhaliflerle birlikte olurlar.
İrade yerine hilenin yollarına girer ve sahiplenirler. Kendi insanlarını dışlayarak, yabancılara kölelik ve uşaklık etmeyi “entel-aydın” olmak sayarlar.
Halk içinde ve bulundukları çevrelerde; hal, hareket ve sözleriyle, insanlara korku ve şüphe zerk ederek yaşayan bu zavallı sefil ve aciz ruhlar, hakikatle karşılaşmaktan korkar ve şeytani duygularına sığınırlar.
¥
Ezcümle:
Bu güruha girenler, menfaatperest çetelerin esaret uşakları olarak, toplum içerisinde kimi zaman perde önünde kimi vakit perde arkasında, çevrelerine iradesizlik ve hamiyetsizlik zehri saçarlar. Vesselam.







