İstanbul’un Fethindeki Ruhu Nasıl Elde Edeceğiz
Elbet sorunun ilk muhatabı şahsımdır ve kendisini soruya muhatap sayanlardır.
İstanbul’un Fethi’nin 565. sene-i devriyesini idrak ediyoruz ve bu hususta Cumhurbaşkanlığı mükemmel bir tanıtım belgeseli hazırlatmış.
Sinema-televizyon teknolojisinin zirvesi kullanılmış. Belgeselde verilen mesajlar yerli yerinde. Görüntü ve ifadeler, milli bir ruha sahip insanları etkiliyor. Tebrikler, teşekkürler.
…………….
İstanbul’un fethi, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı sırasında ve iktidara geldiği 15 yıldan bu yana, fethin ruhuna uygun programlarla kutlanmakta.
Görüldüğü gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır vazifesini yapmış ve sorumluluğunu yerine getirmiştir. Bu noktada kendimize bir ayna tutmalıyız.
Peki, bizler bu programları izlemekle, alkışlamakla, övmekle, övünmekle, birbirimize anlatmakla, birkaç hoş dakika geçirmekle, vazifemizi yapmış mı oluyoruz?
Mesela “İstanbul’u nasıl bir ruh hali fethetti ve nasıl bir insandı” diye hiç anlamayı ve tanımayı düşündük mü?
Sorunun cevabı için imdadıma Nurettin Topçu yetişti.
Merhum mütefekkirimiz, “Böyle bir ruhu tanımak için Fatih’ten değil, Fatih’in atalarından başlamak gerekir” diyor ve şunları söylüyor:
“Fatih’i anlamak için hiç olmazsa, Osman Bey’den bu yana ecdadını tanımalıyız. Tarihin bize anlattıklarına dikkatle bakacak olursak, Fatih’in ve bütün Osman oğullarının din ve devlet görüşlerini birbirinden ayırmak kabil değildir. Din Allah’ın emri, devlet onun hareketidir”.
……………………
Günümüzde malum bir de Fatih’e ve fethe karşı çıkan ve hakaret içerisinde olanlar var. Fatih’in ruhuna sahip çıkan iktidara, yöneticilere ve halka ateş püskürenler var.
1071’den bu tarafa Anadolu ve İstanbul’un Fethi başta olmak üzere, 22 milyon metrekarelik Osmanlı fetihleri, Haçlıların kursaklarında kaldığı için öç alma hırs, kin ve öfkeleri devam etmekte.
Bu öfkenin dışarıdan ve içeriden ittifak etmiş kümeleri de Haçlıların istek ve arzuları istikametinde hareket etmektedirler.
Özünü kaybetmiş, kabuğunu tabulaştırmış kimselerin mazisi yok demektir veya mazilerini inkâr ediyorlar demektir.
……………….
Nurettin Topçu; “Mazisini bilmeyenlerin gelecekleri olmadığı gibi sahiplenecekleri bir yurtları da olmaz” diyerek şunları kaydediyor:
- “Mazisi olmayan ümitsizdir, kuvvetsizdir, sevgisizdir. Mazisi olmayan nesil, ümitlere ceberutu, sevginin karşısına kindarlığı koymak ister, yıkar ve yıkılır.
Mazinin bittiği yerde, millet biter, iz’an biter, insan biter, nihayet bulurlar. Millet, tarihinden kültüründen ibarettir. Milleti tarihinden sıyırınız, insan sürüsü kalır.
Mazisinden bir şey almadan yeni eser yapmaya kalkanlar, ölü varlıklar elde ederler. Bunların cemiyetleri ölü, davaları ölü, vicdanları ölü, kendileri de canlı ölülerdir”.
………………….
Ezcümle Topçu’dan:
“Barındıkları vatanda kendilerinin ecdat kemikleri gömülü bulunmayan ve içerisine sokuldukları cemiyetin ruhunda, kendi tarih ve mazileri yüklü olmayan insanlar, bütün kuvvetleriyle o milletin mazisine musallat olur, onun ruhunu tarihiyle beraber kökünden kazımak isterler”.







