İslam Düşünce Enstitüsü
Bir önceki Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez, görevden ayrılınca bundan sonrası için ne düşündüğünü sormuştum.
İki kelime ile cevap vermiş, “sadece ilim” demişti. Bu cevap nihayet neşvünema buldu ve hocamızın başkanlığında “İslam Düşünce Enstitüsü” kuruldu.
Merkezi Ankara’da bulunan enstitünün, sadece Türkiye’ye değil, bütün bir İslam âlemine sıratı müstakim bütünlüğünde hizmet edeceğine inanıyorum.
Sırat-ı Müstakim yolcusu her müminin önüne şeytanın engeller çıkarması onun asli vazifesidir. Bu vazifeyi en çok üstlenenler de insan şeytanlardır.
Eğer insan şeytanlar, enstitüyle insanlığa ve İslam’a hizmet edecek ehli imanların önüne engeller çıkartıp, sırat-ı müstakim yolcularını yolundan etmez ise; nefislerin değil, vicdanların mutmain olduğu çalışmalar gerçekleştirilecektir.
Biliyorsunuz, Mehmet Görmez’in Diyanet İşleri Başkanlığından ayrılmasına sebep, ins şeytanların, güvendiğimiz ve inandığımız yöneticileri kandırmalarıyla olmuştur.
Görmez hocam şimdi bu ifademe eminim razı olmamıştır ama “Ne yapayım hocam! Bu kadarını bari söyleyeyim”. Geçelim.
¥
İslam Düşünce Enstitüsü, ülkemizin ve İslam âleminin yüz akı bir kuruluştur. Duamız odur ki, Rabbim niyetlerini ve amellerini zafere ulaştırır.
İslâm Düşünce Enstitüsü, ilim-amel birlikteliğinin en temel göstergesi olan ahlâk ilmini, teorik ve pratik boyutlarıyla yeniden ele almayı da temel sorumluluklarına dâhil ederek çalışmalarını şu başlıklar altında toplamışlar:
“İslâm Düşüncesi”. “İslami İlimler”. “Usûl ve Metodoloji”. “Makâsıd”. “Değer ve Ahlâk”. Son madde olan “Değer ve Ahlak” kısmından satır başları şöyle:
¥
“Bugün küresel ölçekte insanlığın yaşadığı bir anlam krizinden söz edilebilir. Bu anlam krizi beraberinde ahlâk krizini de doğurmuştur.
Bundan daha vahimi, değerlerin yer değiştirmesi; iyinin kötü, kötünün iyi addedilmesidir. Çirkin ile güzelin, fayda ile zararın, hak ile batılın birbirinin yerine geçmesidir.
Bundan da daha büyük yanlışlık ise bozulmanın dinî bir mahiyet arz etmeye başlaması; yaptığımız gayri ahlaki davranışlara dinden mesned bulmaya çalışılması ya da gayri ahlakiliğin dinileşmesidir.
Başka bir ifadeyle bize ahlâk-ı hamideyi bildirmek üzere gönderilen dinin, gayri ahlâki davranışlarımıza mesned kılınacak şekilde yanlış anlaşılmasıdır.
Fıkhın ahlâktan tecrit edilmesi, ibadetlerin ahlaki gayelerden uzaklaşarak ‘şekle’ indirgenmesi, müminler topluluğu için en büyük musibet olmuştur.
Bilim ve teknik alanında yaşanan gelişmeler barışa değil, daha çok savaşa ve teröre hizmet etmiştir.
Tüketim hırsı, lüks talebi, bencillik ve açgözlülük hastalığı sınır tanımaz boyutlara ulaşmıştır.
O halde bir defa daha düşünmemiz lazım: Ahlâktan uzak üretilen bir bilgi, etikten yoksun gelişen bir bilim, insanlığa ne kadar umut ve huzur vaat edebilir?
İnsan ahlâklı olduğu kadar insan, Müslüman ahlâklı olduğu kadar Müslümandır. Akıl da, ilim de, amel de ahlâka dâhildir”.
Hayırlı olsun!







