İnsanlığa Girmek Siyasete Girmekten Zordur
Günümüzde herkesin yapabileceği mesleklerden birisinin de siyaset olduğu sanılmaktadır. Oysa siyaset, kişinin duygularıyla aklını dengede tutma sanatıdır.
Bunun için de kişinin siyasete soyunmadan önce insanlığa girmesi gerekir. İnsanlığa girdiği zannedilenlerin siyasete atılmaları yüzünden, insanlık da siyaset de büyük yaralar almakta ve toplum nezdinde siyasetten nefret edilmektedir.
Nuri Pakdil’in ifadesiyle;
“İnsanın, ödün vermeden savunması gereken bir gerçek var; kendi anlamı. İnsan, kendi anlamını da ancak ‘manevi içeriğini’ zenginleştirdikçe kavrayabilir”.
Günümüzde Müslümanlığı önceleyen bizlerin açmazı, ödün vermeden savunmamız gereken insanlığımızı, manevi zenginlikten uzaklaştırarak, fakirleşmeye sevk etmemizdir.
İçimizi fakirleştirmemizin hepimize göre pek çok sebebi olabilir ve yine her sebebin bir de kendince savunması yapılabilir.
Yalnız bu nedenlerin içerisinde, siyasette kaybedilmiş insanlığın asla savunulacak bir tarafı yoktur. Güven unsuru, hiçbir maddi servetle satın alınacak bir şey değildir çünkü.
Siyasette güven kaybı, sınırları belirlenebilecek hiçbir ölçü şekliyle tarif edilemeyecek kadar berbattır. Güven kaybına uğrayanlar, “Hükümsüzdür” ilanından farksızdırlar.
Güvenilmek sevilmekten iyidir. Güvenilen insanlar, insanlığa girip iç âlemini zenginleştirmiş kimselerdir.
……………….
İç âlemini zenginleştirmiş ve kavileştirmiş fertlerin önceliği; “namusuna, şerefine, ahlâkına, işine” halel getirmemesidir. Böyleleri “güven” insanıdırlar.
İşte siyaset böyle güvenilen bireylerin omuzlarında yükselir. Devlet-millet idaresi, böyle insanların yönetiminde yapılır.
İnsan ilişkilerinin ve siyasetin bütününde “sevgi”, insanları birbirine bağlayan öncelikli duygu değildir. Esas öncelikli duygu “güvendir”.
Siyaset yoluna güvenilir insanlarla çıkılır. Hele hele siyasette aradığını bulamamış; “makam, mevki, para ve konforizmi put edinmiş” kimselerle yola değil, kapıya bile çıkılmaz.
Aynı evde, işte ve siyasette böyle şahıslar birbirlerinden kopuk yaşarlar. Birlikte ama ayrı ayrı yaşar ve birbirlerine hayatı zehir ederler.
…………….
Günümüzde siyasi partilerin hemen hepsinde böyle zehirli hayat üretenler vardır. Güven unsurunun koptuğu yerde, kişinin beş duyu organı da birbirinden kopmuş olur.
Yine Nuri Pakdil’in ifadesiyle; “İnsanın düşünce aygıtı ile sindirim aygıtı arasında hiçbir ilinti kalmamıştır”. İşte siyaset çayırında güreşmesini bilmeyenlerin özleri budur.
Yalnız böyleleri, siyaset pazarında her zaman kendilerine müşteri bulabilirler. Geçmişte böyle pazarlanan vekiller olmuştu.
Bundan sonra da olursa şaşırmayacağız, şaşırmamalıyız. Oysa kutsal kitabımızın anlattığı insan, iç âlemini, öteki âlemini, siyaset terazisiyle tartmamalıdır.
İnsanlığını siyaset terazisiyle tartanlar, “olmadan oldum” duygu tuzağına düştüklerini göremezler ama halkımız görür ve gereğini yapar ve yapmıştır.
Ezcümle:
İnsanlığa girmeden siyaset terazisinin tartısına çıkanların halini, ehli siyasiler şöyle tarif ederler:
- “İç âlemini onaramamış kimse, önce ruhuna yabancılaşır, hızlı bir değişim ve dönüşüme girer ve sonunda ruhunun hışmına uğrayarak yapıp ettiklerinin bedelini öder”.
İşte siyaset çöplüğü, böyle bedel ödeyenlerle doludur.







