İnsan ve Toprak İsrafı
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hiç umursanmayan hususların başında insan israfı gelmektedir.
Kapitalizmin esaretini özgürlük kabul eden ve tüketimin dişlileri arasında can çekişmeyi de zevk-sefa zanneden toplumlardaki ve bizdeki en büyük israf, kişinin kendisini ve çevresini israf etmesidir.
Bu hakikatin kabulü zordur ve kimse kolay kolay “evet” demez. Çünkü “evet” dediğinde aykırı davranmış olur, israfçılar tarafından dışlanma korkusu yaşar.
Maalesef insan israfında had safhadayız. Bununla birlikte toprak ve topraktan yetişen her türlü yiyecek ve içeceklerimiz de israfın zirvesindedir.
Eğer hem insan bakımından hem de tarım bakımından yeni hamleler yapmazsak, yakın gelecekte büyük sıkıntılar içine düşeceğimiz çok açıktır.
İnsan israfı, aileden başlayarak tepeye doğru gitmektedir. İnsanlığımız dibe doğru ilerlerken, insani ihtiyaçların karşılandığı her sektörde de israf ve dibe gidiş sürmektedir.
“Eee! Ne diyorsun”? Bakın ben bile yazdıklarımdan sıkılıp, kendime soruyorum.
……………..
Şunu diyorum:
Bir kere insan israfını kabul edelim. İnsanın israf edildiği yerde maddi-manevi her şey israf edilmektedir.
Sadece biz değil, bütün dünya insanlığı topraktan yiyor, topraktan içiyor ve yediklerini içtiklerini de nihayet toprağa boşaltıyor.
Hatta ölünce bir işe yaramayan, kısa sürede kokan cesetlerimizi de ancak toprak kabul ediyor. Toprak olmazsa, değil insanoğlu, hiçbir canlının yaşama imkânı kalmaz.
Sanayi ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, onun da başlangıcı ve sonu toprak değil midir?
Devlet ve millet olarak önce insan israfımızın önüne geçmek, sonra da tarım alanındaki israfları önlemekle yükümlüyüz.
Türkiye olarak toprak ve tarım alanında yeni hamleler yapamaz, insanımıza toprağı sadece beslenme ve boşaltma aracı olarak görmekten vazgeçmesini anlatmaz isek büyük sıkıntılar içine düşeceğimiz meydandadır.
…………………
Teknolojinin insanı har vurup harman savurduğu ve “3 ila 70 yaş arası” insanların büyük çoğunluğu, hayatının önemli kısmını telefon ve benzeri aygıtlara teslim etmiş durumda.
Tabi böyle bir zamanda insan israfından söz edenlere; “Hangi devirde yaşıyorsun” diye soruyorlar ama onlar da vakti gelince kendilerini israf ettiklerini itiraf ediyorlar.
Toprakla insanı sadece ölünce buluşturmamalıyız. Yaşarken de buluşturmalı, hayatın başlangıcının ve sonunun toprakla olduğunu anlatmalıyız.
Soru: “İstanbul veya diğer büyük şehirlerde toprak nerede?
Cevap: Köyünde! Kasabanda! İsteyen için her yerde! Bahanelere sığınmak da israftır.
Ezcümle:
Kendisi olamayan toplumlar hep dışarıdan model ararlar. Biz de onlardan birisiyiz.
Bize ait olmayan, uymayan hazır elbiseler giyerek, kendimiz olmaktan çıkıp, başkalarına benzemeyi gelişme, değişme, ilerleme sanmaktayız.
Taklitçilik hastalığını şifa zannediyoruz. Kendimize, değerlerimize yabancılaşınca modernleşeceğimiz zehabına kapılıyoruz.
Hal böyle olunca büyüğümüz, küçüğümüz kendimizi vazgeçilmez sanıyoruz. Zira mezarlıklarımız kendilerini vazgeçilmez zannedenlerle doludur.







