İnönü Dönemi Dini Hayat
“Mesela talebelere şöyle telkinler yapılmaktadır:
Milliyetçilik ne demektir? Milliyet diye bir şey yoktur. Bu dar ve ham görüştür. Nasıl Allah yoksa (Haşa. H.Ö) milliyet de yoktur. Bu ikisi insanlığı menfi düşüncelere bağlayan safsatalardır”.
TBMM Tutanak Dergisi, 24.12.1946 tarihli 22. Birleşim, s. 456. İnönü Dönemi Dini Hayat kitabından.
Evet, bu hafta tanıtacağımız eser, yakın tarihimizin bilinmeyen yönlerini yahut gizlenen taraflarını belgelerle ortaya koyan “İnönü Dönemi Dini Hayat” adlı eser.
Tarih, kendi hırsız ve gaspçılarını hiç sevmez. Ve hiçbir tarihi gerçek, kendisini ortaya çıkarmadan asla unutulup gitmez.
Çünkü tarihi insanlar yaşar ve yazar. Geçmişten geleceğe kurulan köprünün baş konuğu tarihtir ve o olmadan gelecek inşa edilmez.
“İnönü Dönemi Dini Hayat” isimli eser hem milletin hem devletin nasıl uçuruma yuvarlandığını anlatan vakıalarla dolu bir kitaptır.
……………..
Zeynep Özcan’ın doktora tezi olarak hazırladığı eser, “Dem Yayınları’ndan” çıkmış.
Kitap, öncelikle AK Parti ve MHP’li milletvekili adaylarıyla, bugünkü Türkiye’ye ne büyük uçurumlardan çıkılıp gelindiğini görmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir eserdir. Keşke Abdullah Gül isimli şahıs da okuyabilse.
Laf uzamasın, kitaptan dipnotlu alıntılara yer verelim:
“Yalnız edebiyatımızın değil, bütün hayatımızın gelişmesi için her şeyden önce eskiden silkinmemiz gerekir. Geçmişle bütün bağlarımızı kesmeliyiz. Ne alaturka musiki, ne alaturka şiir.. Onlar kaldıkça gerçek Batılı olamayız”…
…………………
“Biz, hâlâ rejimi (Komünizmi) kabul ettiremiyor isek bu, o rejimin kötülüğünden değil, bizim kafalarımızın geriliğindendir.
Son varılacak nokta: Vatan; sınır kavgaları atılarak aile ve memleket diye bir şeyin tanınmadığı, bütün insanların kardeş olarak yaşamaya çalıştıkları bir merkezdir.
Bunun için yapacağımız iş, hükümeti devirerek yerine geçmek, komünistliği ilan etmektir. Aile kutsiyeti saçmadan başka bir şey değildir. Bunları ortadan kaldıracak elemanlar bizleriz”.
………………
İşte bu ifadeler, “ne pahasına olursa olsun” diye “Cumhur ittifakına” karşı bir araya gelmeye çırpınan kin ve öfke yüklü kimseleri öyle güzel anlatmakta ki.
Sözü, kitaptaki çok sayıda vakıadan ikisiyle noktalayalım:
“1942’de Kayseri’de okuyordum. Bizi silah altına alıp, Çukur Cami’ye sevk ettiler. O camide 7 gece yattık. Oradan İstanbul’a sevk ettiler.
İstanbul’da nerede kaldık, biliyor musun? Sultanahmet Camii’nde. Camileri at ahırı, ambar, depo yaptılar.
Diyarbakır’da bir Ulu Cami vardı. Ramazan’dan önce içerisine beş on tane sandık attılar, ambar diye kapattılar”.
……………..
Malum zihniyet sahiplerinin özlediği Türkiye ise şöyle tarif ediliyor:
“Paltosuyla İngiliz, şapkasıyla Fransız, birahaneleriyle Alman, müziğiyle İtalyan, meyhaneleriyle Rum, bekçi ve hamallarıyla bir İstanbul ve Türkiye!
Eser hakkında:
Değerler Eğitim Merkezi,
Dem Yayınları: 0212- 491 19 03







