İnkılâb Yayınlarından İnkılâbî Kitaplar
İstanbul Fatih’te yaklaşık 20 yılı aşkındır yeri hiç değişmeyen bir kitabevi vardır. Eskiden küçüktü şimdi epeyce genişlemiş.
Basılı, sesli, görüntülü, dijital yayın ve bunlara dair akla gelebilecek neler varsa, daimi bir fuar gibi her şeyi bulmak mümkün.
İnkılâb Yayınları işte bu kadim yerinde, Fatih Postanesinin sokağında duruyor. Yayınevi kadar yerinde sabit duran isimlerden birisi de adının ve soyadının manasını hal diliyle anlatan sahibi Hasan Güneş.
Ha bir de her cumartesi günü aynı mekânın küçük konferans salonunda “bir yazar bir kitap” konulu söyleşi yapılıyor.
Söyleşi herkese açık ve kitaplar sadece İnkılâb Yayınları’nın eserleri değil, diğer yayınevlerinden kitaplar ve yazarlar konuk ediliyor. Kitaplara geçelim.
•
İnkılâb Yayınları’ndan çıkan kitaplardan ilki, “İslam’ı Nasıl Yaşadılar” üst başlığıyla, “İlk Nesillerin Örnek Hayatı” ismini taşıyor.
Eseri hazırlayanlar, Abdülaziz b. Nasır el-Cüleyyil ve Bahauddin b. Fatih Akil. Arapça’dan tercüme eden Ümit Dericioğlu.
İkinci ve üçüncü eserler ise birer roman. Birinin adı “Hudeybiye Barışı”. Diğerinin adı ise “Mekke’nin Fethi”. Her iki romanın yazarı da Mısırlı Abdülhamid Cude es-Sahhar.
“Hudeybiye Barışı”nın girişinde Medine’ye dair öyle güzel tasvirler var ki, Medine’ye bilenlerin içinde hemen gitme arzusu uyandırıyor. Birkaç cümle aktarayım.
“Medine’nin aldığı nefesler tesbihattır; içine çektiği gökten inen vahiy, dışarı soluduğu da âlemlerin Rabbine şükür ve hamddir. Dinlediği yüce Kur’an, gördüğü göklerin ve yerin eşsiz Yaratıcısı, izzet ve hikmet sahibi Rabbe yakarıştır. Nurlar nuruyla aydınlanmış kalbi, ilahi nurların indiği yerdir. Ruhu, yeryüzü kirlerinden arınmış tertemizdir”.
•
Birinci esere dönelim.
“İlk Nesillerin Örnek Hayatı”nı anlatan kitabı eline alan ve okuyan ama “nefsine okuyan” herkesin etkileneceği bir eser.
Etkilenmekle kalmayacak, “Müslümanlığımızın sözde ahiret, özde dünyalık olduğunu” görecek.
Allah rızası için yaptığımızı düşündüğümüz veya zannettiğimiz işlerin bile pek çoğunun ya önünde ya arkasında dünyalık beklentilerimizi inkâr edemeyiz. Geçelim.
Esas örnekten bir notla yazıyı noktalayalım.
Ömer b. Abdülaziz’in hanımı Fatıma anlattı:
Fatıma kocasının yanına girince bir de baktı ki Ömer seccadesinde oturmuş, eli yanağında, gözlerinden yaşlar süzülüyor. Fatıma sordu:
“Ey emirü’l-mü’minin, bir şey mi oldu? Ömer dedi ki:
“Fatıma! Ümmet-i Muhammedin sorumluluğu benim üzerimde. Aç ve fakir olanları, hastaları ve çıplakları, mazlumları, perişanları, garip veya esir düşmüş olanları, yaşlıları, ailesini geçindiremeyen muhtaçları düşündüm.
Biliyorum ki, Rabbim onlar hakkında benden hesap soracak. Efendimiz (s.a.v.) benim ahirette hasmım olacak. Ben kendimi nasıl savunacağım? Bunun üzerine kendi halime acıdım ve ağladım”.
•
Eserler hakkında İnkılâb Yayınları 0212- 524 44 99- www.inkilab.com.tr







