--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İnhitat devrine dönmeden

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
0

İnhitat ne demek oradan başlayalım söze. İnhitat: Gerileme, güçten düşme, alçalma, çökme, tükenme gibi manaları ihtiva etmektedir.

II. Abdülhamid Han, 33 yıl boyunca Devlet-i Aliye’yi inhitat halinden kurtarmak için çok uğraştı ama ancak 33 yıl dayanabildi.

II. Abdülhamid’ten sonra ilk gevşeyen kesim, ulema kısmı olmuş maalesef. Burada dini yahut din adamlarını rencide etmek gibi bir niyetim olamaz.

Böyle düşünenler yahut düşünecek olanlar, mayalarındaki fesat tohumlarını çevrelerine saçacak olan fitne taşıyıcılarıdır.

İnhitat devrinin zirveye ulaştığı 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin zorunlu ilanından sonra devlet ve millet üzerinde korkunç bir demagoji dönemi başlamış, söz ayağa düşmüş, ne yazık ki bir kısım ulema, İttihatçıların sözcüsü durumuna gelmişlerdir.

Sahalarında otorite olmaktan uzakta bulunan bazı ulema takımı müderrisler, ilimlerini siyasi, şahsi ve hissi maksatlarına alet ederek; inançlarının değil, karşılarındaki güçlerin istediği yönde fetva vererek; gerilemeyi, güçten düşmeyi, alçalmayı hızlandırmışlardır.

Bu halin üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hâlâ farklı şekillerde günümüzde de benzerlerini yaşamaktayız.

¥

İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’in sitemkâr bir şiiri vardır:

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarih’i tekerrür” diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Hakikaten tarihten ibret alsaydık belki bu kadar büyük kazalar atlatmazdık.

İnhitat devrinde yaşananlardan ibret alınma vakti geçmeden, insanımızın dini-milli duygu ve düşüncelerini hasara uğratmadan; din adına konuşanların, yazanların, kendilerine gelmeleri ve başkasına ihtiyaç hissetmeden bir testten geçmeleri gerekmektedir.

Mesela televizyonlarda yapılan dini tartışmalar külliyen dinimize zarar vermektedir.

Konuşanların, tartışanların önemli kısmı, ne anlattıklarıyla değil, kendilerini nasıl gösterdikleriyle ilgilenmekteler ve bir güç yarışı yapmaktalar.

Dine en büyük zararı din adına konuşanlar, yazanlar vermektedir. Bize anlattıkları İslam’ı, bizim yaşamamız için dile getirmekteler. Keşke sadece üzerlerindeki kul haklarının farkında olabilseler! Geçelim.

İslam’ı konuşan kişilerin haddi hesabı yok. Ortalık ulema dolu! Hele internet üzerinden yapılan yayınlardaki dini perişanlık dile getirilecek gibi değil.

¥

Diyanet İşleri Başkanlığı, devlet-millet nezdinde en güvenilir kurumdur. Bu sebeple, din bezirgânlarına karşı çare üretmek zorundadır.

Din üzerinden yiyecek, giyecek, içecek pazarlayan din tüccarlarına karşı, her türlü yayın yoluyla insanımızın uyarılması elzemdir.

Ne yazık ki, Amentünün altı şartı ve İslam’ın beş şartı dışında çok garip şartlarla meydana getirilmek istenen bir din ile karşı karşıyayız.

Fetvaların bini bin para. Allah’a, Kitaba, Peygamberimize uğramadan ve hatta önleri kesilerek günümüz şahıslarına bağlanan bir din türetilmektedir.

Ezcümle:

Şimdi buna da “Cumhurbaşkanı Erdoğan çare bulsun” dersek büyük ayıp etmiş oluruz.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle