İçimizdeki Musa ve Firavunlar
“Bizim için önemli olan Rabbimizin rızasını kazanmaktır, kulların rızasını değil”. R. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı.
Türkiye’nin bugünü, yukarıdaki sözün içerisinde tarif edilmektedir. Bir tarafta Rabbinin rızasını, diğer tarafta kulların rızasını kazanmak isteyenler var.
Kulların rızasını kazanmak isteyenler, “Diriliş Ertuğrul” dizisindeki “Tapınakçıları” hatırlatıyor.
“Tapınakçılar”, “Haçlı” ruhuyla “Hilal’e” karşı kin ve öfke besleyen karma karışık bir yapıya sahip. Adeta bugünü anlatıyor.
…………..
Mevlana Hz.leri asırlar ötesinden şu mesajı veriyor:
“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan, Musa da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar.
Senin varlığına gizlenmişler, senin nefsinde savaşlarına devam ediyorlar! Bu sebeple birbirine düşman bu iki kişiyi kendinde araman gerekir”.
Görüldüğü gibi Mevlana’nın hitabı; “Ey Hak Yolcusu”! diye başlıyor. Dolayısıyla sözün muhatabı Müslümanlardır.
Nefsindeki Musa (a.s.) ı Firavun’a mağlup ettirenler, “Haç” yanlısı olarak işlerini görmektedirler.
Nefsindeki Firavun’u Musa (a.s.) a mağlup ettirenler de “Hilal”e sahip olarak mücadelelerini sürdürmektedirler.
Hamdolsun Allah’a ki, “amentüsü sağlam milletimiz, hükümetimiz, ordumuz, emniyetimiz”, bu şer cephesine karşı tam ve tekmil bir vaziyette bütünlük arz etmektedir.
Puslu havalardan kurtulma vaktindeyiz. Herkesin encamı ayrıntılarıyla ortaya çıkmaya devam ediyor ve daha da edecek inşallah.
Şimdiye kadar bu fotoğrafın net olarak görülememesinin sebebi; milletimize ve devletimize karşı “açık” oynayanlarla, “kapalı” oynayanları birbirinden ayıramadığımız içindi.
Şükürler olsun artık gizlisi, saklısı kalmadı. Niyetleri, eylemleri, eylemcileri, medyaları, iş adamları, siyasetçileri, yazanları, konuşanları, çalışanları, isteyerek veya istemeyerek hallerini ortaya koymaktalar.
Her şeyi bilen, işiten ve gören Allah’a iman eden Müslümanlar bilirler ki, hiçbir kötülük ilelebet gizlenemez ve sır olarak kalamaz.
…………..
Şehid savcımız Mehmet Selim Kiraz’ın ailesini ziyaret eden Cumhurbaşkanımızın okuduğu “İnfitar Sûresi”nden şu âyet meallerini kendimize hatırlatalım.
“Gökyüzü yarıldığı vakit. Yıldızlar döküldüğü vakit. Denizler birbirine katıldığı vakit. Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı vakit. İnsanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.
Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir? O Allah ki seni yarattı, seni düzgün ve dengeli kılıp, ölçülü bir biçim verdi. Seni istediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu. Hayır! Siz yine de dini yalanlıyorsunuz.
Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler var. Değerli yazıcılar var. Onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler. İyiler muhakkak cennettedirler. Kötüler de cehennemdedirler. Ceza gününde oraya girerler. Onlar (kâfirler) oradan bir daha da ayrılmazlar. Ceza günü nedir bilir misin? Evet, bilir misin? Nedir acaba o ceza günü? O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz. O gün iş Allah’a kalmıştır.”







