--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hüsrana uğramamak için

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Daha öncede söyledim yine söyleyeceğim, böyle bir seçim sonucunun memleketimiz ve milletimiz için büyük hayırları vardır. Müslümanlar her daim hayrı isterler.

Kalpleri halden hale çeviren Allah’tır. İçimizdeki ve dışımızdaki şer cephesinin bütün çirkin oyunları, bu sonuçla bozulmuştur. İç ve dış kaynaklı ihanet planları ellerinde kalmıştır.

Hakikat gün geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. AK Parti’nin yüklendiği misyonun temsilcileri, ülkemize ve milletimize hayırlı bir şekilde hizmet edebilmek için, bu tecrübeyi yaşamalıydı. Böyle inanılmalıdır.

“Hamdım, piştim” devrinden “yandım” devrine geçilmiştir. Bu devre geçmek için de böyle bir engelle karşılaşmak sevki ilahinin bir tezahürüdür.

Allahu âlem, büyük emaneti yüklenen ve taşıyacağına söz veren kadrolar, “Bakalım nerelerde ve kimlerle nasıl bir yola çıkacaklar” diye imtihana tabi tutulmuş olabilirler.

Çünkü dünyanın neresinde “Müminler kardeştir” düsturuna uyarak, “Kelime-i Şehadet getiren Müslümanlar varsa, onların gözü Türkiye’de, Türkiye’nin de hamiliği onların üzerindedir.

Şimdi bu çerçeveden baktığımızda AK Parti’nin CHP ile koalisyon kurması, Allah bilir ama imtihanı kaybetmesi anlamı taşıyacaktır. “Görünen köyün ırağı olmaz” der büyüklerimiz.

Daha öncesini pek hatırlamam fakat 1973 yılından, 2002 yılına kadar CHP, SHP, DSP ile koalisyon kuran bütün partilerle değişik amaçlarla iş tutan çevreler bir şekilde hüsrana uğramışlardır.

“Halep oradaysa” diyeceğim fakat Halep de kalmadı. Ama arşın burada. Yakın siyasi tarihimizi bilenler, söylediklerime hak verecektir.

Evet, AK Parti’nin CHP veya HDP ile koalisyon kurması, AK Parti’nin de hüsrana uğrayacağı anlamı taşımaktadır.

MHP’ye şimdiye kadar hiç oyum nasip olmadı ama MHP’nin tabanı kara gün dostudur. İlla da koalisyon gerekiyorsa erken seçim için MHP ile olmalıdır.

MHP ve AK Parti tabanı koalisyona hayır demez. Yalnız şu gerçeği de görmeli.

Türkiye koalisyonlarla yönetilemeyecek kadar büyümüş ve gelişmiştir. Bu sebeple de başından musibetler eksik olmamaktadır.

Bu halimiz, Arif Nihat Asya’nın Naat-ı şerifindeki şu mısralarda yer bulur:

“Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet 
Altın devrini yaşıyor... 
Diller, sayfalar, satırlar 
“Ebu Leheb öldü” diyorlar. 
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed 
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor”! 

Bu mısralardan sonra bir dizi laf etmem edebe mugayirdir. Sözün sonunu, sözlerin en güzel ve doğrusunun sahibi olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e bırakmalı.

Biz Müslümanlara Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Mü’min yeşil ekine benzer. Rüzgârla eğilir fakat yıkılmaz. Rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur. İşte mü’min böyledir; o da bela ve musibetler sebebiyle eğilir fakat yıkılmaz. Kâfir ise sert ve dimdik sedir ağacına benzer ki, Allah onu dilediği zaman bir defada söküp devirir. (Buhari, Tevhid, 31)

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle