Her geçen gün aranan Hasan Karakaya
Öncelikle Hasan ağabeyin ruhu şerifi için el-Fatiha. Yazıya Fatiha ile başlayalım.
Merhum Hasan ağabey, 31 Aralık 2015 günü Medine-i Münevvere’de Hakk’a yürümüştü. Arzularından birisi de oydu.
1 Ocak 2016 günü de yine çok sevdiği şehir İstanbul’un, şehitlerle dolu mezarlığına sevenlerinin duasıyla defnedildi.
Madem “sevenleri” dedik söze oradan yol verelim. Bir kimsenin seveni, sevmeyeninden çok ise o insan her iki âlemde de “Şahitli Müslümandır”. Hasan Karakaya şahitli Müslümandır.
Yalnız seveni ve sevmeyeni meselesini normal bir ölçüye koymamak lazım gelir. Hasan ağabey kimliği, kişiliği, karakteri, inancı ve değer yargıları belli bir kimsedir.
Böyle bir ismi; İslam karşıtlarının, münafıkların, münkirlerin, vatan-millet-bayrak, devlet hainlerinin sevmesi beklenemez.
Öyleyse sevmeyenlerini mevzumuzun dışına bırakarak, sevenlerine geçelim ve kendimden başlayayım.
•
Hasan ağabeyi ilk tanıdığım yılı ve yeri hatırlamıyorum. Hafızamı yokladığımda sanki hep tanışıyormuşuz gibi gelmişti. Hiç yabancılık çekmeden ağabey kardeş olmuştuk.
Yalnız bu ağabey-kardeş olma meselesi sadece benim için geçerli değildi. Hasan ağabeyi hiç görmemiş binlerce insan tanıdım, onlar için de ağabey-kardeş konumundaydı.
Halen bugün bile İstanbul’da veya Anadolu’ya yaptığım seyahatlerde tanıştığım kimselerin ilk sözü; “Ah be Hasan Karakaya”dan sonra hoş beş faslına geçilmekte.
Rahmet-i Rahmana kavuşmadan önce de en çok selam getirdiğim kişi yine Hasan ağabeydi. İlk sözler de son sözler de Hasan Karakaya ile başlar ve biterdi.
Onunla ilgili sorular sorarlar, holding gazetecilerine benzeyip benzemediğini merak ederlerdi. Ben de usulünce anlatırdım.
Maddi manevi açıdan oldukça cömert bir insan derdim. Ondaki vatan-millet-devlet ve insan sevgisini anlatmak için tanımak gerekirdi.
Hele mazlum bir insan görünce yardım gücü ve arzusu dayanılmaz olurdu. Sadece insan değil, her canlı onun için Hakk’ın eseri ve emanetiydi.
Trafikte giderken karşıdan karşıya geçmek için bekleyen kediye yol verir, kedi geçmezse arabadan iner geçirirdi.
Yerli ve yabancı insan avcılarının, ülkemiz başta olmak üzere bütün bir mazlum milletlere yaptıklarını ağlayarak yazardı.
Yazılarındaki öfkesi, yazmaktan başka yapabilecek bir gücünün olmamasınaydı. Ondaki hiddet ve asabiyet, karakteri değil, haksızlığa karşı isyan duruşuydu.
Bu sebeple çok sevildi, halen de çok sevilmekte ve rahmetle anılmakta.
•
Gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemeyen Hasan ağabey, bu cesareti nereden alıyordu? En çok da bu soruyla karşılaşırdım.
Hasan Karakaya bütün cesaretini imanından ve samimiyetinden alırdı. Bu cevap bazı kimseler için inanılması güç gelebilir ama böyleydi.
Arkasında Allah’tan başka onu koruyan hiçbir güç yoktu. Yiğitçe yazdı, yiğitçe yaşadı ve yiğitliğinin mükâfatı olarak en kutlu mekânda Rabbim huzura çağırdı.
Mekânı Cennet olsun. El-Fatiha.







