Gül ve Silah
“Gül ve Silah” başlığından, umarım gülü solmuş, dikeni kalmış, dikeni de başkaları tarafından kullanılan ve kullanılmasına müsaade edilen A. Gül anlaşılmaz.
Mevzumuzdaki “Gül ve Silah”, başka bir hususun başlığıdır.
Geçtiğimiz hafta sonu, Ortadoğu ve Afrika uzmanı Prof. Zekeriya Kurşun Hoca, Mavera Vakfı’nda, “Ortadoğu’nun Asırlık Problemi” başlıklı bir konferans vermişti.
Konuşmasının başında; “Ortadoğu öyle bir coğrafya ki, gül satan da, silah satan da orada” demişti. “Gül ve Silah” başlığı oradan çıktı.
Hani günümüz Ebu Cehilleri, gözlerini pörtlete pörtlete, çok şey biliyorlarmış edasıyla; “Ortadoğu’da veya Suriye’de ne işimiz var” diye soruyorlar ya. İşte o sorunun cevabı verilmişti.
Pardon, gerçek Ebu Cehil ilegünümüzdekileri bir tutmamalı. Ebu Cehil bilerek inkârdaydı, bizdekiler onu da beceremiyorlar.
Efendimiz (s.a.v.)’e düşman olan Ebu Cehil, her şeyin farkındaydı ve Efendimiz (s.a.v.)’e şöyle dediği rivayet edilmektedir:
-“Ey Abdullah’ın oğlu; biliyorum ki, sen Hakk Peygambersin ve doğru yoldasın. Lakin nefsim, malım ve arkamdaki ahali yüzünden seni ve Allah’ını inkâr ediyorum”.
Yani, günümüzdeki Ebu Cehiller, gerçeği itiraf edecek kadar bile harbi değiller.
…………………
Malum bugünkü mevcut sınırlarımız, Lozan Antlaşmasıyla ayarlanmıştır. (24 Temmuz 1923) İngilizlerin perde arkasından yönettiği ama Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşmasıyla çizilmiştir.
Batı sınırlarımız ise Mudanya Antlaşmasıyla belirlenmiştir. Haçlı Batılılar sahada kazanamadıkları zaferlerini, masada kazanmışlardır.
Halen sağımız, solumuz, önümüz arkamız, yukarımız aşağımız, Haçlıların belirlediği sınırlardan ibarettir.
Bir tek İran ile değişmeyen sınırımız vardır. Onların da ne zaman hır çıkaracakları belli olmadığı için yüzyılladır teyakkuz halinde yaşamaktayızdır.
Gelelim “Suriye’de yahut Ortadoğu’da ne işimiz var” sorusuna. Bu soruya şu soruyla cevap verilse yeridir.
Binlerce km öteden; ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer AB ülkelerinin ne işi var? Hem gül satıyorlar hem silah.
Gül ve silah ticaretiyle birlikte bölgeye tamamen hâkim olabilmek için de kendi ürettikleri devletçikleri haritaya ve bölgeye yerleştirmeye çalışıyorlar.
……………………..
Ezcümle:
Henüz Batılılar, İngilizlerin işgallerden sonra “Ortadoğu” ismini verdikleri coğrafyada yokken, bölge Osmanlı haritasının içerisindeydi ve adı Osmanlı Coğrafyasıydı.
Buyurun şimdi Zekeriya Hocanın hazırladığı tabloya bakalım:
17. Yüzyılda Osmanlı Arap Eyaletleri:
Şam, Trablusşam, Sayda, Halep, Kudüs (1516) Musul (1523) Bağdat (1534) Basra (1548) Ahsa/Lahsa (1552) Hicaz (1517) Habeş Eyaleti Yemen (1520-71) Mısır (1517) Cezayir (1516) Tunus (1535) Trablusgarp (1551)
………………..
Osmanlı idaresinin zayıflamaya başladığı 1800’lerin başından itibaren, Haçlı Batılı, Osmanlı Coğrafyasını işgale başlar. O tarihi kronolojiyi de şöyle sıralayalım:
Cezayir: Fransız İşgali (1830) Tunus: Fransız İşgali (1881) Mısır-Sudan: İngiliz İşgali (1882) Yemen-Aden: İngiltere İşgali (1839) Trablusgarp (Libya): İtalyan İşgali (1911-12)







