Firavunlar ve Musalar
Yeryüzünde, riya, inkar, hıyanet/Altın devrini yaşıyor..
Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar: Ebu Leheb ölmedi ya MUHAMMED;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! Arif Nihat Asya’nın Naat’ından.
•
Dünya durdukça Firavunlar, Nemrutlar, Ebucehiller; Musaların, İbrahimlerin, Muhammedilerin velhasıl “Kelime-i Şehadet” getiren her Müslümanın düşmanı olarak varlıklarını sürdüreceklerdir.
Firavunların, Nemrudilerin, Ebucehillerin genetik yapısını taşıyanlar, tapındıkları ilahlarının buyrukları gereği, yeryüzünün neresinde bir Müslüman varsa, onların imtihanı olarak vazifelerini ifa edeceklerdir.
Burada esas tuzağa düşen maalesef; “Elhamdülillah Müslümanım” diyerek, hem kendilerini hem çevrelerindekileri hem de Allah’ı şahit tuttukları halde; Firavunlardan, Nemrutlardan, Ebucehillerden yana durmaları ve olmalarıdır.
Oysa Ehli fıkıhçılarımız Kur’an-ı Kerim’den bir ayetle; “Müminlerin kardeş” olduğunu bildirirler. İnsaf, vicdan ve iman sahibi kimseler için bu kadarı yeter. Geçelim.
•
Firavun devrini inceleyen bilgeler derler ki; “Firavunun düşmanlığı Hz. Musa’ya (a.s.) değildi. Aslında geceleri Firavun kendisine isyan ediyordu.
Firavun Allah’ın varlığını bildiği halde inkârından dolayı boynuna geçirilmiş halkayı çıkarmak istemediği için gecelerini isyanla geçiriyor, gündüz de Hz. Musa (a.s.) ile uğraşıyordu. Yani esas düşmanlığı, Hz. Musa’nın (a.s.) iman ettiği Allah’ına idi”!
Nemrut dönemini inceleyen ilim adamları da Nemrut’un Hz. İbrahim’e (a.s.) düşman olmadığını, Nemrut da Firavun gibi Hz. İbrahim’in (a.s.) Allah’ının varlığını bildiği halde, onun putları kırmasını gururuna, kibrine yediremediği için Hz. İbrahim’in (a.s.) inandığı Allah’a düşmanlık etmekteydi derler.
Ebu Leheb ve Ebu Cehil dönemini tahlil edenler de derler ki: “Ebu Leheb ve Ebu Cehil, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Hakk din üzere olduğunu biliyorlardı ama peygamberliğin yetim birisine gelmesini hazmedemiyorlardı. Bu sebeple isyanları, şirkleri ve kibirleri içerisinde boğuldukları için her türlü düşmanlığı yapıyorlardı.
Bir keresinde Efendimiz (s.a.v.)’in Ebu Cehil ile karşılaştığında, Ebu Cehil’in yüzünü ve sözünü çirkinleştirerek, Peygamberimize hitaben şöyle söylediği rivayet edilir:
-“Ey Abdullah’ın oğlu! (hitaba bakar mısınız) Biliyorum ki, sen Hakk din üzeresin. Lakin nefsim, malım ve Mekkeliler senin dinine inanmamı engelliyor”. Geçelim.
•
“İnsanın nefis putunu devirmesi kolay değil” der erenlerimiz. Nefis putu, şeytanın; “Beni ateşten, Âdem’i topraktan yarattın secde etmem” isyanıyla bütünleşmektedir.
Nefislerine iman etmiş insanların esas düşmanlıklarına bakarsanız şahıslara değildir. Şahısların inançları üzerinden Dini İslam’a ve Allah’a karşı isyanlarının tezahürüdür.
İçte ve dışta milletimize-devletimize düşmanlık edenlere bu zaviyeden bakılmalıdır.
Söz put üzerine gelmişken, üstad Sezai Karakoç’un “Makamda” kitabındaki put tariflerinden üçünü paylaşalım:
-“Putlar, Allahsızlık ortamında üreyen ruh mantarlarıdır”.
-“Tarih, gerçekte putla ruh arasındaki savaşın adından başka bir şey değildir.
-“Put, ruhun attığı gaz bombalarına karşı, şeytanın kafasına geçirdiği kurtuluş maskesidir.







