Eskiyen Yılda Yenilenmek
Şimdiye kadar hep eskiyen ama ısrarla “yeni” diye adlandırılan yıllara girerken, hiç sevinemedim. Çünkü eskiyen sadece yıllar değil, ben de eskiyordum.
İnsan eskidiğine sevinir mi? Yani her bakımdan eskiyen birisi, adına “yeni” ilavesi yapılınca niye sevinir onu da anlayamadım.
Her gün adım adım eskidiğimiz ortada. Bu hakikate göz yumarak yeni numarası çekmek, akıllı bir hareket gibi gelmiyor.
Mesela “Geçen yılım nasıl geçti” diye dün kendime sordum. Karşıma bomboş bir ekran çıktı. Anteni kaymış televizyonlar gibi karıncalı bir ekran.
Razı olmadım tabi böyle bir ekrana. “Dünyaya ve ahirete yarayacak bir şeyler bulayım da ekranı iyi karelerle doldurayım” istedim.
Uğraştım, didindim, dünyaya dair kareler buldum lakin ahirete taalluk edecek pek bir şey bulamadım.
Çünkü ahirete dair yaptığımı zannettiğim amellerimin karşılığını, dünyalıklarla tükettiğimi fark edememişim.
Riyakâr bir pişmanlık değil bu. Harbi böyle. Tamam, iyilik adına, dinim ve inançlarım adına iyi şeyler yazmaya ve konuşmaya gayret etmişim ama yeterli bulmadım.
Son pişmanlığın fayda etmeyeceğini bilerek, “Pişmanım” demek yerine, “Eskiyen hallerimi tamir ve bakımdan geçirerek, restore etmeyi yeğlemeli” dedim.
……………………
Ey bu satırları okuyan dostlar! “Sizler ne âlemdesiniz” diye sormuyorum. Böyle bir soruya hakkım yok. Sohbetin gereği deyiverdim işte.
Sahi, “Sizde durum nedir? Nasıl geçti koca bir yıl? Mesela on-onbeş komşumuza; ‘Bizden memnun musunuz’ diye sorsak, acaba ne derler?”
Aman akrabalara sormayalım. Onlardan doğru cevap almayabilirsiniz. Çünkü akrabalar arası ilişkiler artık maddiyatla, makamla, hasetle, nifakla, sosyal statüyle ölçüldüğü ve menfaat odaklı olduğu için akrabalardan adil cevaplar gelmeyebilir.
Diyeceksiniz ki, sadece akrabalar değil, konu komşu, eş dost ilişkileri de ne yazık ki bu minvalde seyrediyor. Geçelim.
Maalesef sadece biz değil, tüm dünya insanlığı garip bir bilinmeze ve sürekli ahiretten uzaklaşan bir anafora doğru sürüklenmekte.
Haydi diğer inançlara mensup toplumları anlarız da Müslüman toplumların hali daha da perişan. Yahudiler kadar Hıristiyanlar kadar dahi birlik ve beraberlik sağlayamıyoruz.
…………………..
Ezcümle:
Fert fert Müslümanları bir arada tutan ortak şuurdan uzaklaşıyoruz. Bu şuur yoksulluğu ve yoksunluğu bizi birbirimizden ayırıyor ve perişan ediyor.
Perişanlığımızı nefsimize gem vurarak değil, daha da şahlandırarak çıkış yolları arıyoruz ve her çıkışta da karşımıza “Girilmez” levhaları dikiliyor.
Geri dönüp geldiğimiz yol -doğru mu yanlış mı- diye sorup soruşturmak yerine, hemen başka bir sokak, cadde ve yol arıyoruz.
Galiba biz ihtiyarlayan dünyada, ihtiyarladığımızı kabul etmedikçe ve kaçınılmaz sona iman etmedikçe, sanırım hayatın çıkmazlarında bocalayarak, “yenilendiğimiz” inancıyla savrulup duracağız.
Çok ciddi bir savrulma yaşıyoruz ama bunu durdurabiliriz.







