Esas Olan Yeri Doldurulamayacak İnsan Olabilmektir
Önce Allah rahmet eylesin diyelim ve Hasan Karakaya ağabeyimizin ruhu şeriflerine birer (isteyenler) Fatiha gönderelim.
Bilirsiniz bizim inancımızda insan, kâinatın en şerefli varlığıdır.
Her ne kadar günümüzde insanların şerefleri, haysiyetleri ve ahlaki değerlerinin bütünü, esas mecrasından çıkarılıp; “makam, mevki, para, şan, şöhret, imtiyaz” gibi “orta malı unvanlara” teslim edilse de elbet kâinatın en şerefli saydığı insan bu değildir.
İşte merhum Hasan Karakaya ağabeyimiz, insanları insan olma sıfatından çıkaran sistemin kişileri “mankurtlaştırıp” kendisine esir ettiği “buyurganlarla”, insanlık adına mücadele etmiştir.
Bu sebeple Hasan Karakaya’nın yeri doldurulamaz. O yüreğinin söylemediği, kalbinin mutmain olmadığı, zihninin ve aklın “olur” demediği hiçbir hadisede kolay kolay yanılmamış ve inatla üzerinde durmamıştır.
Yanlış anlaşılmasın. Elbet hatasız kul olmaz, hatasız yazı olmaz, hatasız haber olmaz. Fitne ve fesatçı nutfeler iç ve dış kirliliklerini hemen sergileyip, ağızlarını doldurarak çevrelerine zarar vermesinler.
Hasan Karakaya kusursuz, hatasız, yanlış yapmaz bir kul falan demiyoruz. Hatalı olduğunda mertçe, delikanlı gibi çıkıp özür dilemesini bilmiş ve hatasını telafi etmiştir.
İnsan bu değil midir? Günahlı değil midir? Hatadan dönen değil midir? Acizliğini bilen değil midir? Başka türlü nasıl insan olunabilir ki zaten?
………………
Kur’an insanı, Peygamber insanı, farz insanı, sünnet insanı, iman insanı olanlar, daima hata yapabileceklerini, yanlışa düşebileceklerini, “muhakkak” kavramından uzak yaşamaları gerektiğini bilen kimselerdir ve ancak böyle insan olunabilir.
İşte Hasan Karakaya merhamet yüklü kalbiyle, bütün bunları bilerek yazdı, yaşadı, konuştu, yedi, içti ve dostluğunu gösterdi.
Hasan Karakaya’nın yüzdüğü en büyük denizi, merhamet deniziydi. Görülen merhametinin yanında gizlediği ve gizli tuttuğu merhametli halleri vardı.
Gözyaşları kirpiklerinin arasında beklerdi. Onu ağlatmak ve hüzünlendirmek çok kolaydı.
Şerefli insanlara olan merhametiyle birlikte; hayvanattan, tababete kadar her canlıya karşı muhteşem ve kıskanılır bir merhamete sahipti.
Hasan ağabeyin bu halini bilenler kendisine sormasalar da bazen bizlere;
- “Böyle halim, selim, yalnız yaşayan bir derviş olmaktan çıkıp, nasıl oluyor da birden kükrüyor, dünyaya meydan okuyor, gözünü budaktan değil, hiçbir şeyden esirgemiyor” diye sorarlardı. Biz de nasıl olduğunu bilmiyorduk. Bilmiyorduk ama şöyle inanıyorduk:
- “Böyle bir iman eri; “vatana, millete, devlete, dine, diyanete, insanımıza” ihanet eden hainlere, gaspçılara, darbecilere karşı aslan kesilip, sırtlanları inlerine döndüren gücünü inancından alıyor ve nereden geldiğine, nereye gideceğine kati iman ediyordu”.
…………….
Ezcümle:
Belki bu imanının gereğidir ki, Yüce Rabbim ruhu şerifini kutlu topraklardayken geri çağırdı. Hem öyle bir çağırdı ki, namuslu bütün insanlar onun hakkında hep iyi şahitlik etti.
Rabbim mekânını Cennet eylesin!







