--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

En Büyük Hasletlerimizden Birisi Geçmişle Övünmek

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Bu işi en çok yapanlardan biri de son yıllara kadar şahsımdı. Anladım ki, ‘geçmişten ders çıkarmadan’, övünmenin bugüne bir faydası yokmuş.

Hatta şu lafı defalarca yazmışımdır. “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer”. Elbet doğru yalnız atladığımız tarafı şu:

Tarihi değerlerimiz ve kahramanlarımızı sadece övüyor ve onlarla övünüyoruz. Onların inandığı değerleri idrak edip, güç ve ibret almıyoruz.

Dini hususlarda da böyle yapılıyor ve yapıyoruz.

Vaazlar, nasihatler, hadisler, ayetler havada uçuyor, önüne gelen binleri geçen örneklerle karşılarındakilere nizam veriyor ama gelin görün ki, “söyleyenlerin söyledikleriyle amel etmedikleri görüldüğü” için bir faydası dokunmuyor.

Neyse bu husus çetrefilli! Bilenin çok, uygulayanın az olduğu, bilenlerin kendilerini kurtuluşa ermiş sayıp, bilmeyenleri yahut sorgulayanları cehenneme yolcu ettikleri meseleler ayıca mevzu edilmeli.

¥

İğneyi kendimize batırmadan, çuvaldızı başkasına batırmamalı. Tarihimizle, kahramanlıklarımızla övünerek, sürekli karşımızdakilere çuvaldız batırıyoruz.

Haliyle söylenenler heba edilmiş oluyor.

İster devlet, ister sivil toplum kuruluşları, ister kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasal hayatın neresinde olursa olsun, söylenenlerin önce söyleyenler tarafından amel haline getirildiğinin görülmesi ve bilinmesi gerekmez mi?

Genç nesil ambale olmuş bir zihinle, ağızlardan çıkan her lafa, söyleyenin söylediğine ne kadar uygun olup olmadığına bakıyor ve göremediği zaman da hayal kırıklığına uğruyor.

Hayal kırıklığının en büyük kaybı da ailelerde, orta ve yükseköğrenim gençliği ile iş yerlerinde yaşanıyor.

Övünülen, tembihlenen, nasihat edilen, yazılan-okunan, yol gösterici hususların, uygulanır hale getirilmemesi, insanlar üzerinde yıkıma ve kayba sebep oluyor.

¥

“Ben dedim” yahut “demiştim” gibi. “Ben uyardım, uyarmıştım, böyle olacağı belliydi” gibi ifadelerin ardından, kişilerin kendilerini temize çıkarmalı, suçlayacak başka kimseler bulmaları, “bunalım hali” olarak görülüyor ve doğrudur.

İnsanı insan eden, insani değerlerle yoğuran ana maya, medyanın her türlüsünde veya çarşıda pazarda satılan ve alınınca da şırınga ile insana zerk edilen bir malzeme değildir.

Ana mayanın önemli kısmı genetik yapıyla ilgili olmakla birlikte, esas ağırlıklı kısmı, anneden ve babadan geçen helal ve haram dengesine bağlıdır. 

Maalesef övündüğümüz şeylerin amele geçmemesi yüzünden, anne ve babadan intikal etmesi gereken maya zedelenmiştir, hızla da zedelenmektedir.

Oysa bizi biz yapan değerler, “dini-milli temelli aile bağlarımızdır”. Koptu demeye korkuyoruz ama koptuğunu görmenin vakti geçiyor.

Aslında “geçmiş” diyeceğim de dilim varmıyor.

¥

Ezcümle:

Başka toplumları bilmem fakat bizde “aile mefhumu”, konuşarak değil, yaşanarak öğrenilir. Bizi ayakta tutan bu temeldir. Bu temel sürekli su almaktadır!

Yine geçmişe vurgu yaparak yarın tarihten bir vakıayı aktaracağım. Hangi temelle bugüne geldiğimizi hatırlayarak belki üzerinde biraz tefekkür edebiliriz. 

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle