Edep Mayalı Örflerimiz
Musevilerin, İsevilerin, bunlardan doğan diğer inançlara mensup toplumların; örf, adet ve gelenekleri vardır.
Müslüman toplumlarda da din merkezli örf, adet, gelenekler mevcuttur. Medeniyetimizin ana gövdesini; “örf, adet ve geleneklerimiz” oluşturmaktadır.
Günümüzde dini-milli ağırlıklı örf, adet ve geleneklerimiz; moderniteye, kapitalizme, medyaya, sosyal medya ve bunların salgın haline getirdiği “hırsa-tamaha” yenik düşse de halen yaşayanları vardır.
Örflerimizin başında; savaş, terör, afet ve benzeri hallerde millet olarak bir ve beraber olmamız gelmektedir.
Bu anlamda yazılı bir yasamız yoktur ama coğrafyamızı vatan edinen ve bilen halkımız, inanç temelli “vicdan ve merhametinin yasalarına” uyarak birlik ve beraberliğini sağlamaktadır.
•
Tabi şu hakikati de göz ardı etmemek lazım gelir. Zaten yazının gayesi de göz ardı edilen yahut yok sayılmaya çalışılan yürek yasalarımız üzerinedir.
Toplumsal birliğimizin mayasını oluşturan sözlü bu yasalarımızın bağı, içeriden ve dışarıdan maddi desteklerle planlanarak, siyasetin muhalefet kanadı ve medya yoluyla çözülmek istenmektedir.
Bu sebeple edep mayalı örf, adet ve geleneklerimiz hızla erimekte ve erime, toplumsal hafızamızı yok etmektedir.
Toplumsal hafızanın yok edilmesi, medeniyetimizin değer yargılarını pekiştiren pek çok örf-adet-gelenek merkezli unsurumuzu ciddi şekilde sarsmaktadır.
•
Malum, dünyada olduğu gibi bizde de orman yangınları var ve hamdolsun azalmaktadır. Terör örgütlerinin ve teröre destek veren siyasi kesimlerin sevinçle karşıladığı orman yangınları, milletimizi derinden yaralamıştır.
Bu yarayı yangınlardan daha fazla ağırlaştıran çevrelerin başında siyaset ile şeytanın atıyla doludizgin devlet-millet düşmanlığında hız kesmeyen sosyal medyanın yanı sıra, basılı-sesli-görüntülü bir kısım medyanın, hiçbir şey yokmuş gibi hareket etmesi gelmektedir.
Demokrasi ve insan hakları gereği elbet bu ayrılıkçılara bir şey deme hakkımız yoktur. “Hem bu memleketin ekmeğini yiyor hem de milletimize-devletimize düşmanlık ediyorsunuz” denilemez. Demokrasi ve insan haklarına ters! Lanet olsun böyle…Geçelim.
•
Yukarıdan beri sözünü etmeye gayret ettiğim örf, adet ve geleneklere dair bir iki hatırlatma yaparak, yazıyı hitama erdirelim.
Çok değil, bundan 30-40 yıl öncesine kadar köylerde-kasabalarda-şehirlerde, (şehirlerin mahallelerinde) deprem, ölüm, kaza, yangın, sel veya çeşitli afetler meydana gelince düğünler yapılmaz, eğlenceler düzenlenmez, yediden yetmişe insanlarımız afetlere uğrayanların yanında olurdu.
Evlerde televizyonlar açılmaz, radyolar susturulur, mağdur ailelere maddi-manevi yardıma koşulur ve yalnız bırakılmazlardı.
Ezcümle:
Şükür ki, güçlü bir millete ve devlete sahibiz. Bu güce güç katan yerli-milli sivil toplum derneklerimiz ve hayırseverlerimiz sayesinde yaralarımız sarılmaktadır.
Yalnız maddenin yanında esas manevi destek lazımdır. Manevi desteğin temelini de kaybetmekte olduğumuz “merhamet ve vicdan merkezli örf, adet ve geleneklerimiz” oluşturmaktadır. Bunları yaşatmak ve ihya etmek insani vazifemizdir.







