Dünyanın Tapusu Kimde
“Varalım bir iki gün zikredelim Mevla’yı
Bize mi tapuladılar bu yalan dünyayı”. II. Murad.
•
Niceleri gelip geçti şu gök kubbenin altından ve yerin üstünden. Kimler gelip geçtiyse her biri geldiği toprağa döndü.
Dönüşte ne el kadar bez, ne toprak, ne üç beş kuruş götüremedi. Kendisinin veya bir hayırseverin parasıyla alınan dört metre bezden başka kim ne götürebildi?
Bütün kavga, ne vakit doğacağımızı ve öleceğimizi bilmediğimiz belli bir süre yeryüzünde kalabilmek için değil mi?
İlk kavgayı başlatan Şeytan oldu. Yaratıcının emrine bile bile ilk defa şeytan karşı çıktı ve Âdem (a.s.) ile kavgayı başlattı.
İşte o gündür bugündür, yeryüzünde şeytan ve Âdemoğlu arasında kıyamete kadar sürecek bir kavga olacak.
Çünkü hakiki şeytan kıyamete kadar süre istedi ve istediği süre verildi. Şeytan, Hz. Âdem (a.s.)’den öcünü almalıydı.
Maşa varken ateşe elini uzatmadı ve kendisine uygun insanları seçerek, şeytani tüm özelliklerini o insanlara yükleyip emri altına aldı.
•
Oysa Cenab-ı Hak;
“Dünya sizin için geçici bir konaklama yeridir” diye uyarmıştı.
Rahman’a uyanlar hesap gününde, bu konaklamadan hesaba çekileceklerini bildikleri için Rahman’ın isteğine uygun hareket etmektedirler.
Şeytana uyanlar da dünyayı kendilerine tapulanmış ve ebedi kalacaklarmış gibi Rahman’a uyanlara karşı sürekli savaşmaktadırlar.
Bugün Türkiye’deki kavganın temelinde de bu hakikat yatmaktadır. Bir tarafta şeytana uyanlar, diğer tarafta Rahman’a uyanlar.
Olup bitenlerin, öyle derinlemesine tahlil ve analiz edilmesine gerek yok.
Ümmi bir insanımızdan, en bilge vatandaşımıza kadar tarafların kimler olduğuna ve neler isteyip, neler verdiklerine, söylediklerine, geçmişlerine, yediklerine, içtiklerine, kimlerle oturup kalktıklarına, kimlerle bir arada mücadele ettiklerine bakılsa görülebilir.
Bu kadar açık ve net bir tabloyu göremeyenler varsa, artık onlara da söylenecek bir söz yoktur. Çünkü bu tiplerin anlayabileceği bir dünya dili henüz keşfedilmiş değildir. Geçelim.
•
Günümüzde iki taraf dedik.
Birincisi; kullara ve dünya malına kulluktan sıyrılıp, sadece ihlasla Allah’a kul olma ve bu çerçevede memleketine, milletine; “insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” hadisi şerif mucibince hareket edenlerdir.
İkincisi; Mala, mülke, şöhrete, dünyaya, paraya, kula kulluk ederek, birinci sınıftaki insanlara karşı yani onların Allah’ının emirlerine karşı mücadele edenlerdir.
Müslüman âlimlerimiz Kur’an-ı Kerim’e dayanarak derler ki;
“Allah, batıla ve şeytanın yoluna meyleden kulların kalplerini mühürler. Onlardan Hakk nurunu alır. Yoldan çıkmakta direnenleri hidayete erdirmez, onları emellerine ulaştırmaz”.
Yine derler ki; “Yoldan çıkmakta direnenlerden kasıt, kâfirler, zındıklar, cahiller ve bidât sahibi taifelerdir”.
Rabbim kendisine kul olanlardan eylesin. Âmin.







