Dünkü Mevzuya Peyami Safa’dan Devam
Dünkü yazıyı okuyanlarımız hatırlayacaklardır. “Türkçenin Müslüman Bir Dil” olduğu üzerinde durmuştuk.
Yazıyı gazeteye gönderdiğim akşam, Peyami Safa’nın Ötüken Yayınlarından çıkan “Eğitim, Gençlik, Üniversite” hakkındaki yazılarının toplandığı kitabın sayfaları arasında dolaşıyordum.
Meğer dil meselesi son devirlerin değil, baştan beri yerli-milli düşüncenin temsilcisi ve sahibi üniversite gençliğimizle, münevverlerimizin sıkça dile getirdiği mevzulardanmış.
Peyami Safa, 17 Mayıs 1959 senesinde yani bundan 59 yıl önce, benim de dünyaya geldiğim sene, o günkü Tercüman gazetesinde şöyle bir yazı kaleme almış.
¥
“Üniversite gençlerinden mürekkep kalabalık iki grup, Tercüman idarehanesinde ziyaretime geldiler; kendilerinden başka birçok arkadaşlarının da beni görmek istediklerini ve kalabalığı çoğaltmaktan kaçındıkları için gelmediklerini söylediler.
İlk gelen grupla bazı memleket meselelerini konuştuk. Fen, tıp, hukuk, edebiyat fakültelerine mensup gençlerimizin, ısrarla üstünde durdukları nokta, memlekette dinimize, milli tarihimize ve geleneklerimize, dilimize ve milli ahlakımıza karşı, solcu elemanların kışkırtıcı tesirleri altında bazı gazetelerin ve çevrelerin menfur bozguncu davranışlarıydı.
İkinci gelen grup da bana birkaç tomar halinde yüzlerce üniversitelinin imzasını taşıyan bir mektup getirdi.
İmzaları, sıra numaraları, adları ve soyadları, her birinin mensup olduğu fakülte, intizamla kaydedilmişti ve mektup şu idi:
¥
Muhterem üstad Peyami Safa Bey;
Aşağıda imzaları bulunan biz üniversite talebeleri, dil davasında açmış olduğunuz mücadeleye iştirak eder ve sizi tasvip etmekle şeref duyarız. Şöyle ki:
- Türkçülük ve özcülük adı altında yapılan dil değiştirmeleri, bugün konuşulan dilimizi hiçbir kaide ve esasa dayanmadan ve hiçbir lügatte bulunmayan uydurma kelimelerle doldurarak, gençliğin okuyacağı eserleri anlaşılmaz bir hale koyar.
- Yurtiçinde ve bilhassa yurtdışında kalan Türklerin birbirleriyle anlaşmalarını ve kaynaşmalarını önler. Memleket içinde dil ve fikir ikiliği oluşturur.
- Şanlı tarihimiz ve eski edebiyatımızla irtibatımızı keser. Birçok kelimenin Arapça olması hasebiyle, Arap ve din düşmanlığı körüklenerek İslam kardeşliği prensibini yıkar”.
Peyami Safa mektuptan bu alıntıları yaptıktan sonra sözlerine şöyle devam ediyor:
¥
“Sistemsiz, ölçüsüz ve aşırı yeni dil ve yeni edebiyat çığırtkanları, yıkıcı telkinlerini daha tesirli bir hale getirmek için gençliğin de kendileri gibi düşündüğünü tekrarlar, gençlik adına konuşurlar.
Solcu ajan ve elemanların gençlik içinde, hatta yaşlı aydın ve yazarlar arasında avlayabildikleri gafiller de yok değildir.
Fakat bunlar gençliği ne teşkil ne de temsil edebilirler. Bize gönderilen mektubun yüzlerce imzası, gençliğin bu gafillerden ibaret olmadığını gösteren açık bir delilidir”. Bitti!.
¥
Ezcümle:
Nurettin Topçu’nun ifadesiyle; “Kendimiz dışında nereye koştuysak, gurbette kaldık”.
Kendimiz olabilmemiz ve yenilenebilmemiz için dilimizi yabancı işgal kelimelerden kurtarmanın vaktidir. Kendi yurdumuzda, kendi dilimizde gurbetteymiş gibi yaşamayalım.







