--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Doğduğu ve doyduğu topraklara yabancı kalanlar

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Devletimizin resmi ideolojisi, olması gereken noktaya geldikçe, devlet millet kaynaşması da yerli yerine oturmaya devam ediyor.

Halkımızın desteğiyle şekillenen “Milli Türkiye’nin” “Milli Resmi İdeolojisi” kabul gördükçe, içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlıklar da artıyor.

Meğer kimler kimlerle bir ve beraber olabiliyor ve “devlet-millet ittifakına” karşı düşmanca iş kotarabiliyorlarmış.

Şaşkınlığın ve hayretin bir ölçüsü var mıdır bilmiyorum ama eğer varsa, bu kesimlerin beraberliğini hiçbir şaşkınlık ve hayret ifadesi ölçemez ve biçemez.

“Şeytanlarından bulsunlar” diyerek, “doğdukları ve doydukları topraklara yabancı olanlarla” ilgili bir izlenimimi anlatacaktım.

Çarşamba ve perşembe TEOG sınavları vardı malum. Gözlem amacıyla bir okula gitmiştim. Okulun bahçesi heyecanlı anne, baba ve öğrencilerle doluydu.

Sınav saati başladığında bahçede anneler kalmıştı. Çoğu başörtülüydü. İmtihana görevli olarak gelen öğretmenlerin içerisinde de başörtülü öğretmenler vardı.

Annelerden birisi ise gözyaşlarıyla çevresindekileri izliyordu. Rahatsızlandığı düşünülerek hemen yardım talebinde bulunuldu fakat anne yardım taleplerini mutlu şekilde karşılayarak dedi ki:

“Teşekkür ederim, gözyaşlarım bugün için sevincimden, geçmişten de üzüntümden. Bugünleri görmenin şükrüyle ağlıyorum. Merak etmeyin bunlar onur gözyaşları.”

Haliyle onur gözyaşlarının sebebi soruldu. Ve şöyle anlattı:

Kenan Evren’in ve adamlarının baskıları neticesinde başörtü yasaklarının başladığı yıl, üniversite imtihanına girmek üzere gittiğimde okulun bahçesinden geri çevrilmiştim.

Uzunca bir mücadeleden sonra bahçeye girmiş bu sefer de imtihan salonuna alınmamıştım.

Yine büyük uğraşılardan sonra salonun kapısına kadar gelebilmiştim ve imtihanın başlamasına on dakika vardı.

Kapıdan içeri gireceğim sırada koca salonda büyük bir çığlık koptu. Herkes çığlığın geldiği tarafa baktığında bana doğru bağırarak ve koşarak gelen görevli bir hanım görüldü.

‘O bez parçasıyla imtihana giremezsin, ya çıkar ya da burayı terk et’ diye emirler yağdırıyordu, saldırmak üzereyken diğer görevliler tuttular.

Şok olmuştum, ne yapacağımı bilemedim, ellerimi yokladım başıma gitmedi, yüreğimi yokladım ‘Hayır’ dedi. Oracıkta donup kalmış ve dünya bir anda kararmıştı.

Sonra ne oldu tam hatırlamıyorum, o hanımı (sonradan öğrendik CHP kadın kollarındaymış) sınıftan uzaklaştırmışlar, ben de imtihana başlayabilmiştim.

İki imtihan arasında kalmıştım. Dünyalık imtihanı mı kazanayım, yoksa ahiret imtihanını mı? İki soru arasında gelgitler yaşayarak soruları cevaplandırdım ve çıktım”.

Evet, annenin hikâyesi oldukça uzun. Anne, Gazi Üniversitesi’ni kazanır ve okulunu bitirir. Onur gözyaşlarının sebebiyle sözü noktalayalım.

 “Merve Kavakçı’ya haddini bildirmek isteyenlerin esamesi okunmazken, şimdi başörtülü vekillerimiz var ve bakan oldular.

Ne yapalım, bu topraklar Kelime-i Tevhid topraklarıdır ve üzerinde yaşayan halk da Müslümandır. Öz vatanımızda ne garip ne de parya değiliz artık.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle