Dilin Tahribi Sömürgeleşmeye Razı Olmaktır - 2
Erenler; “Dil yarası bıçak yarasından ağırdır. Bıçak yarası iyileşir lakin dil yarası iyileşmez” der ve ilave ederler:
“Dilin kemiği yoktur, her yana döner ve öyle bir darbe indirir ki, milletin geçmişini yok ettiği gibi bir daha iflah olmaz”.
İşte biz millet ve devlet olarak bu sözlerin vukuunu yaşadık. Dilimize öyle bir darbe vuruldu ki, ikibin yıllık topraklarımızda kurduğumuz devlet ve medeniyetin hafızası bir gecede silinmiştir.
Bir gecede yok edilen koca bir medeniyetin izini sürmek isteyenler, Amerika ve Avrupa ülkelerinin kütüphaneleriyle devlet arşivlerinde bulabilirler.
Bizi biz yapan dilimiz elden gittiğinde, yine bizi biz yapan değerlerin darmadağın olacağını, dilimize darbe vuranlar pekâlâ bilmekteydi.
Türkçemiz sahipsiz kalınca millet-devlet olarak kendimize güvenimizin zayıflayacağını ve yabancılardan medet umacağımızın farkındaydılar. Geçelim.
•
Yerkürede dillerini kaybeden milletlerin kendi topraklarını ve medeniyetlerini yaban ellere teslim ettikleri vakıalarla doludur.
Halkların kültür genleri, biyolojik genlerden daha önemlidir. Bizim medeniyetimiz gönül diliyle kurulmuştur. Bugün bozulmak istenen birliğimizin teminatı gönül dilimizdir.
Hacıbektaş, Hacı Bayram, Yunus, Mevlana, Şeyh Edebali ve bu coğrafyayı vatan eden binlerce Horasan erleri, topraklarımızı gönül diliyle yoğurarak birliğimizi sağlamışlardır.
Millet olarak ortak duygu, düşünce ve ideallerimize samimi bir şuurla sahip çıkabilirsek ki bu milli bir şuur demektir, ancak bu şuurla bir olup ayakta kalabiliriz.
Bu şuurdan yoksun kalan ve sömürgeleşmekten kurtulamayan toplumlar, dillerini kaybettikleri gibi topraklarına veda etmişlerdir.
•
Günümüzde yabancı lisanlardaki kelimeler dilimizin üzerine sağanak sağanak yağmakta ve kullanımda tutulmaktadır.
Yıllardır söylemekten dilimizde tüy bitti ama tekrar etmekte fayda vardır. Sokak ve caddelerdeki iş yeri isimlerine bakmak kâfidir.
Sosyal medya ve diğer medya araçlarında kullanılan dil ise başlı başına bir faciadır. Haber-yorum ve tartışmalar bile yabancı kelimelere özenilerek sunulmaktadır.
Eğer üzerinde yaşadığımız kutlu vatanımızda müstakil ve bağımsız bir şekilde yaşamak istiyorsak, dini-milli değer yargılarımızı, tarih şuurumuzu, medeniyet kodlarımızı muhafaza etmek ve yaşatmak mecburiyetindeyiz.
Türkçemiz milli kimliğimizin vazgeçilmezidir. Milli kimliğini yaralayanlar, yaşadıkları coğrafyasına, vatanına, bayrağına, milletine yabancılaşıp düşman olurlar.
Bugün içten ve dıştan ittifak halinde ülkemize ve halkımıza öfke duyan çevrelere bakıldığında, milli kimliklerini kaybedenler olduğu açıktır.
Bu hususta yıllarca dertli olanlardan birisi de yıllar öncesinden dil üstadı ve edebiyatçımız Mehmet Kaplan’dır(1915-1986).
Kırk iki yıldır üniversitede hocalık yaptığını, her yıl üniversiteye gelen öğrencilerin sözlük hazinesinin fakirleştiğini, konuşma bilgisi eksikliğinin, dil bilgisinin okullarımızda yeterince öğretilmemesinden kaynaklandığını söyler.
•
Ezcümle Süleyman Nazif’ten: (1870-1927)
“Türkçe milletimizin iskeletidir. İskeletsiz bir insanın ayakta durması nasıl mümkün değilse dilsiz bir milletin de ayakta durması imkânsızdır”.







