--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Devlete ve millete kalbinden bakanlarla karnından bakanlar

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Dünyanın her toplumunda belli tuzu kuru kesimler vardır. Bazen bunlara “karnı genişler” de denilir.

Eğer, devlet ve millet, karnı geniş cahillerin istediği gibi yönetilmiyorsa, onlara itibar edilmiyorsa, devletin ve milletin kursağındakileri yiyemiyorlarsa, devlet kötü yönetiliyor demektir ve terörden, iç savaşa kadar, türlü türlü şeytani çığlığı atarlar.

Seçime birkaç gün kala bu şeytani çığlıklar, yaşam kaynakları “ihaneti bayraklaştırmaktan” öte geçmeyen çeşitli merkezlerden duyulmaya başladı.

Tahmin edileceği gibi bu kesimler, millet iradesinden kopuk ya siyasi imtiyazlı kimselerdir ya da ekonomik olarak tuzu kuru kalabalıklardır.

Böylelerinin ne devlete ne de millete karşı herhangi bir sorumluluğu yoktur. 

İşte Türkiye’nin terörden sonraki musibet merkezi, kendilerini milletten üstün gören halka güvenmekten kaçanlardır.

1 Kasım seçimleri, “mahşerdeki hesap” sebebiyle; devletimize ve milletimize “emanet” merkezli olarak “kalbinden ve yüreğinden bakanlarla” “karnından bakanlar” arasındaki bir seçimdir.

Karnı genişlere göre devleti yönetmek, halkı idare etmek çok basittir. Çünkü zihinlerinin altyapısında, sadece kişisel çıkarları vardır, onları temin etmek birinci öncelikleridir, gerisi teferruattır. “Nasıl olsa birileri bu kağnıyı düzlüğe çıkarır”.

Cumhuriyetten bu yana devletimiz ve milletimiz ne vakit hangi iktidarlar zamanında ayaküstü durmaya kalkışmış ve kimler engel olmuşsa, yakın tarihte kayıtlıdır.

Devlet yönetmek çelik çomak oynamaya benzemez. Çelik çomak oynamanın da bir disiplini, bir yöntemi vardır.

Devlet yönetimi “irade”, “idare”, “inanç”, “iman”, “bilgi-beceri”emek”, “bedel” ve “ufuk” ister.

Biz devlet ve millet olarak “ataerkil” bir toplum ve devletiz. Ataerkil anlayışımızın temelini, “asla vazgeçilmeksizin” “dini-milli değer yargılarımız” oluşturur.

İdaresine talip olunan milletimiz; “inanç değerleriyle” kültürel ve sosyal kaynaklarının; “tanınmasını”, “kabul edilmesini ve yaşamasını” ister.

Siyasi tarihimize baktığımızda milletimizle barışamayan partilerin ve siyasetçilerin, ataerkil anlayışımızın bu temel değerleriyle çatıştıkları görülmüştür.

Bu kesimler; hayati önem verdikleri, taviz verdiklerinde ise büyük kayıplara uğrayacakları korkusuyla; halkımızın çimentosu olan “milli irfanından” uzak kalmış ve sürekli kaçmışlardır. Şimdi de kaçmaktadırlar.

Mesela halkın terazisinin gerçek ölçülerine itibar etmez ve güvenmezler. Halka hesap verme mesafesine dahi yaklaşamazlar.

Bu yüzden yıllardır darbelere sığınmışlardır. Şimdi de neye sığındıkları ortadadır.

Bizim gibi ataerkil devletlerin üzerine hangi sistem getirilirse getirilsin, sonunda kapı milletin iradesine çıkar ve bugüne kadar ki denemeler de bunu göstermiştir.

14 yıldır devlet millet kaynaşmasının ana sebebi, devleti yönetenlerin; “emek, gayret, ciddiyet, cesaret, dürüstlük, bilgi, liyakat, ehliyet, dayanışma ve paylaşma” gibi insani ve imani hasletlerinin, “dini milli değerlerle” yoğrulmuş olmasındandır.

Rabbim devletimize ve milletimize zeval vermesin. Amin.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle