Dersaadet’in Orta Yerinde
Ramazan-ı Şerif’in sonuna geldik.
Yarın, “inanmaktan iman etme sınırına geçip; ibadetin, sabrın, kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın tadına varanların bayramı”.
Hayır efendim herkesin bayramı. Elbet isteyip dileyen herkesin bayramı ama Ramazan’ın muhtevasına tam uyanlara başka bir bayram. Geçelim.
İstanbul 8500 yıllık kadim bir şehir. Nice medeniyetlerin kurulduğu, yıkıldığı ve 1453 yılında bir çağın açılıp, bir çağın kapandığı 561 yıllık Saadet Kapısı, yani Mutluluk Kapısı bir İslam şehri.
İşte bu isme sahip çıkmak üzere İstanbul’a sevdalı, İstanbul’a bağlı, İstanbul’un taşıdığı maddi ve manevi değerlerinin; bilinmesine, tanınmasına ve yaşanılır hale gelmesine katkı sunmak üzere, bir grup gönüllü insanımız tarafından kurulan “Dersaadet Platformu”, çeşitli faaliyetler yapmaktadır.
Başkanlığını Mehmet Kamil Berse’nin üstlendiği platformun iftarı, Dersaadet’in orta yerinde Sultanahmet’teydi.
İftardan sonra Sultanahmet ve Ayasofya meydanı, kendi inanç ve kültürleri çerçevesinde mutluluk arayan ve aradıklarını bulan insanlarla doluydu.
“İğne atsanız yere düşmez” denilen bir kalabalık vardı. Dünyanın bir başka şehrinde her inançtan, ırktan ve dilden, böylesine birbirine karışarak yaşayan insanlar var mıdır acaba?
İşte İstanbul’un özelliği de bu olsa gerek.
Yeri gelmişken, “Dersaadet denilince şehrin neresini anlamalıyız” sorusunun cevabına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği bilgiden bakalım.
•
“Dersaadet olarak isimlendirilen İstanbul, 19. yüzyılın ortalarına kadar idari yapı ve yargısal açıdan dört ayrı bölüme ayrılmıştı.
Bunlardan ilki ‘İstanbul Kadılığının’ yetki sahası olan ve İstanbul Metropolünün kent merkezi kabul edilen Suriçi’dir.
Galata, Üsküdar ve Eyüp’ten oluşan ‘Bilad-ı Selase’ ise bu metropol alanın kazalarıdır. “ Üç Belde” anlamına gelen Bilad-ı Selase, ayrı kadılar tarafından yönetilmiştir.
Fakat bu ayrım sadece idari ve yargısal bir bölümlemeyi değil, bunun yanı sıra sosyolojik ve kültürel bir farklılığı da ifade etmektedir.
Dersaadet’in bu dört ayrı bölümü, aynı şehir içerisindeki birbirinden farklı, fakat bir arada ahenkli bir bütün oluşturan dört ayrı dünyayı teşkil etmiştir.
Bu dörtlü yapı aynı zamanda İstanbul’un sosyal ve kültürel yapısını zenginleştiren ve canlı kılan faktörlerin başında gelir”.
•
Derler ki; Dünyanın en zor işi, insanoğlunu mutlu etme sanatıdır”. Bu sanatın zorluğunun nasıl kolaya dönüştürüleceğini ise, Dersaadet Platformu’nun çıkardığı aylık “Şehir Ve Kültür Dergisi’nde” Nazif Gürdoğan hoca vermiş.
“Erdemli bir toplumda, ister yöneten olsun, isterse yönetilen olsun, herkes kendi ölçeğinde olumlulukları özendirmek, olumsuzlukları önlemekle görevlidir.
Şehirler medeniyetlerin somutlaşmış yüzleridir. Medeniyetlerin ölümsüz yapı ve anıtları, şehirlerde ete ve kemiğe bürünürler.
Şehirler medeniyetlerin oluşturduğu çekim alanları çevresinde halka halka genişlerler.
Şehirler, Sinan gibi inşa edenler ve Yunus gibi yaşayanlarla, medeniyet merkezlerine dönüşürler”.
Medeniyetimizi kaybetmemek dileğiyle.







