--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dağdaki Kardeş Olmak

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

“Ramazan-ı şerif arınma ayı” derler ve elbet doğrudur. Lakin şehirde yaşıyor ve günde bir saat bile sokağa çıkıyorsanız, “arınma” değil, “kirleniyorsunuz” demektir.

Lafım, aksini iddia edeceklere değildir. Onlarla hiç uğraşacak halim yok.

Hani bir mesel anlatırlar, derler ki; iki mübarek kardeş varmış. Biri şehirde, diğeri dağda yaşarmış, ikisinin de kendilerine has faziletleri varmış.

Dağdaki kardeş bir gün şehirdeki kardeşini ziyarete gelmiş. Gelirken de keçisinden sağdığı sütü, mendiline koyup getirmiş.

Dağda yaşayan kardeş, şehirdeki kardeşiyle hem sohbet etmekte hem de gelen giden müşterilere bakmaktaymış.

Bir müddet sonra süt dolu mendilden damlama başlamış, yani dağdakinin kalbi bozulmuş. Durumu gören kardeşi demiş ki;

-“Mesele dağda yaşayarak tevekkül ve tefekkür sahibi olmak değil, şehirde yaşayarak tevekkül ve tefekkür sahibi olabilmektir”.

Bu mesel böyle olmayıp, eksik olabilir veya başka şekillerde de anlatılabilir. Gayem, meseli anlatmak değil.

O iki kardeşin yaşadığı dönem ne zamandır ve nasıl bir şehirdir hatta yaşanmış mıdır bilemem ama eğer İstanbul’da yaşıyorsanız, herhangi bir sokağına çıktığınız andan itibaren; gözlerinizi bağlayarak, kulaklarınızı tıkayarak yürümüyorsanız; ne tevekkülünüz kalır ne de tefekkürünüz.

Bir kere cadde, sokak ve beslenme yerlerindeki edep yoksunluğu, helak kavimlerini aratmayan boyuta gelmiş”.

Gündüzleri çarşıda pazarda, toplu taşım araçlarında, caddede, trafikte, nerede olursanız olun, Ramazan’ın manevi atmosferine dair bir nüve görmek mümkün değil.

Yalnız aynı şehirde iftar saati geldiğinde adeta tam bir İslam ülkesinde yaşıyormuşuz her taraf birden Ramazan atmosferine girmekte.

Sanki gündüz başka, akşam başka millet oluyoruz. 

Televizyonlar inandıkları kadar Ramazan yayını yapıyor, camilerde kayda değer bir hareketlilik oluyor, selatin camilerin pek çoğunda güzel programlar icra ediliyor.

İnsanın hakikaten feleği şaşıyor. Bir başka afette iftar menüleri ve fiyatları.

Öyle iftar menüleri ve fiyatları var ki, “ibadet mi, adet mi, ticaret mi, eğlence mi”, belli değil. Mesela 65 liradan başlayıp 170 liraya kadar iftar fiyatları havada uçuştu.

Ramazan-ı şerifin muhtevasına inanan bir Müslüman, bu fiyatlarla iftar yapar ve yaptırır mı ki? Geçelim.

Anadolu’daki diğer şehirleri bilmem fakat İstanbul’daki Ramazan, ibadetten çok eğlence ve ticari boyutuyla ön plana çıktı.

Bu hale gelmemizin sebebi çok açık ve net. Hiçbirimizin kaçmasına veya mazeret belirtmesine gerek yok. “Nefsimiz imanımıza galip gelmekte”.

Nefsin galip gelmesi ise inandığımız yüce değerlere karşı “ihlassızlığımızın ve itimatsızlığımızın” bir göstergesidir.

Demek ki, dağda da yaşasak şehirde de yaşasak, Müslüman kimliği taşıdığımız sürece, o kimliğe nefsimizle değil, imanımızla sahip çıkmak mecburiyetimiz vardır.

Abarttıysam “geçelim” denilebilir.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle