Çin Zulmünü Gözler Önüne Seren Kitap -2-
Dün, -Çin zulmünü- dünya kamuoyunun gözleri önüne seren “Çin Kampından Nasıl Kurtuldum” kitabından bahsetmiştik.
Bugün de eseri Fransızcadan tercüme eden Prof. Dr. Mustafa Daş ile kaleme alan Rozenn Morgat’ın sözlerine özetle yer verelim:
•
“Türkiye’de okula giden çocuk ve gençlerimiz, ilk defa tarih kitaplarında Uygurların, Orta Asya’da devlet kuran bir Türk boyu olduğunu öğrenir ve Uygur gerçeğinden haberdar olur.
Türk asıllı Uygurların kendi alfabelerini icat etmiş ve matbaayı kullanmış olmaları da ayrı bir gurur kaynağıdır.
Bunların ötesinde, Türk tarihi ve edebiyatı uzmanları ve sınırlı bir çevre dışında, toplumumuzun geniş kesimleri, Uygurlar hakkında fazla bir bilgi sahibi değildir.
Hatta Uygurların yaşadığı toprakları, muğlak bir ifade olan “Orta Asya” tabiriyle ifade edilir.
Kadim Türk vatanı olan “Doğu Türkistan” denildiğinde, ideolojik bir söylem gözüyle bakılır ve ne yazık ki önemsizleştirilir.
Oysaki ne kadar ihmal edilirse edilsin, görmezden gelinsin veya unutulmuşluğa terk edilsin, tarihte ve günümüzde, ikibin yıldan fazla bir zamandır, Uygur ve Doğu Türkistan gerçeği vardır.
Uygurlar, öz vatanları Doğu Türkistan’da, Türkçenin Uygur lehçesi olan dilleriyle, inanç sistemleriyle, manevi değerleri ve aile bağlarıyla, yaşam tarzlarıyla, köyleri ve şehirleriyle, eğitim kurumlarıyla, devletler ve siyasi oluşumlar kurdular.
Parlak kültür ve medeniyetleriyle Türk-İslam âlemine ve bütün insanlığa medeni katkılar sundular, hizmet ettiler.
1949 Yılında Kızıl Çin, Doğu Türkistan’ı resmen işgal etti ve Şincan (Xinjiang, “Yeni Sınır”) Özerk Bölgesi olarak yapılandırdıktan sonra Doğu Türkistan’da halen devam etmekte olan ağır bir asimilasyon politikası uygulanmaktadır”.
•
Eseri kaleme alan Rozenn Morgat ise şunları söylemektedir:
Bir toplama kampına sürülen Gülbahar sürgünden kurtuldu. Yüzlerce saat süren sorgulamaya, işkenceye, açlığa, polis şiddetine ve beyin yıkamaya maruz kaldı.
Paris’te Uygur diasporasının bir protesto gösterisinde, kızının çekilen bir fotoğrafı dolayısıyla Çin, Gülbahar’ı, bir yıl tutukluluk süresinden sonra, hiçbir avukat ve yargıcın gölgesinin dahi olmadığı, dokuz dakikalık duruşmanın ardından, yedi yıl daha toplama kampında hapis cezasına çarptırdı.
Çin’deki kamplarda zulüm, her bir bireyi kendi özgün kişiliğinden mahrum etmekle başlar. Adınızı, elbiselerinizi ve saçlarınızı elinizden alırlar.
Böylece artık sizi diğerlerinden ayıran hiçbir şey kalmaz. Daha sonra bedeninizi, bu eğitimin Cehennemi ritmine maruz bırakır.
Günün onbir saati, penceresiz sınıflarda, Çinliler yorulmaksızın size Komünist Parti’nin şanını tekrar ettirir.
Eğer durursanız cezalandırılırsınız. ‘O zaman’ hiçbir şey hissetmeyene, hiçbir şey düşünmeyene kadar devam eder; zaman mefhumunu kaybedersiniz”
•
Evet, suret itibariyle insan olan ve insanlıktan zerre bir değer taşıyan hiçbir kimsenin kabullenemeyeceği yaşanmış Çin’in gerçek yüzü.







