Bursa’da Aklıma Takılanlar
Millet terimi şöyle tarif edilir:
“Belli inançlara ve değerlere, muayyen karakterlere, belli bir siyasi yapıya sahip olan ya da herhangi bir zamanda sahip bulunmuş olan insanlar topluluğudur”. (Fahrettin Olguner Türk İslam Düşüncesi Üzerine Ötüken Yayınları)
Bu tarif üzerinden gidersek şöyle diyebiliriz. Her milleti diğer milletlerden ayıran özellikler, o milletin kendine özgü inanç donanımlı değer yargılarıdır.
Diğer devletlerin kuruluşundaki özneleri bilemeyiz ama bizim devlet kuruluşumuzun esaslarını inanç merkezli değer yargılarımız oluşturmuştur.
Tarihimiz, kültürümüz, sanatımız, edebiyatımız, bu oluşumu anlatır ve bugünkü sınırlı coğrafyamızla, gönül coğrafyamızın her tarafında bunların tapularını görürüz.
İşte Bursa, bu tapuları yüzyıllardır bağrında muhafaza eden şahitlerimizdendir. Özellikle son on beş yıl içerisinde Bursa’da tarih yeniden canlanmıştır.
Buraya kadar tamam! Bundan sonra anlatacaklarım vahim! Hatırladığım kadarıyla aklıma takılanları olduğu gibi paylaşmaya gayret edeyim.
………………
Pazar sabahı ilk ziyaretimizi Yıldırım Bayezid Türbesi’ne yapmak üzere, Setbaşı’ndan aşağı yürüdük ve Yıldırım’a giden taksi dolmuşa binerek, Yıldırım Külliyesi’nde ineceğimizi söyledik.
Şoför önce anlamadı, tekrar ettim, yine anlamadı ve öndeki müşteriye;
- “Yıldırım Külliyesi neresi” diye sordu. Aralarında istişare ettikten sonra “şeyde insinler” dedi.
Külliyeye çıkan bir sokağın başında indik ve türbeye vardık fakat onarımda olduğu için çevresi kapatılmıştı, bir şey göremeden Fatiha’mızı okuyup döndük.
Yıldırım Bayezid Külliyesi’nden Muradiye’de bulunan II. Murat Külliyesi’ne geçtik.
Külliyede bir hayli ziyaretçi vardı ve en çok hayret edilen isim ise Cem Sultan’ın kabrinin orada olmasıydı, ziyaretçilerin hemen hepsi “Aaa Cem Sultan” diye hayretlerini mutlu şekilde dile getiriyorlardı.
Bu hale şaşırmadım desem yalan olur. Nasıl bir tarih okutulduğu ve nasıl bir eğitim sistemimiz olduğu buralarda daha iyi anlaşılıyor.
Muradiye’den ayrılarak Tophane’ye geçelim istedik ve Tophane tarafına giden bir taksi dolmuşa bindik.
Şoföre; “Osmangazi ile Orhangazi türbelerinin olduğu yerde ineceğiz” dedik. İnanılacak gibi değil ama “onlar nerede” diye sordu.
Bir de hafifçe serzenişte bulunarak:
- “Ben liseyi Tophane’de okudum, yıllardır bu işi yaparım, dediğiniz yerleri bilmiyorum” demez mi? “Peki, o noktaya gelince size haber verelim” dedik.
Türbelerin önüne gelince; “Bak Arkadaş! Sağdaki Osmangazi’nin, altındaki de Orhangazi’nin” türbesidir, bunlar baba-oğuldur, biz burada inelim” dedik.
Ulu Cami’ye dair de iki hususu hatırlatmalı.
Birincisi; Kâbe örtüsünün bulunduğu camekânda örtünün niye orada olduğuna dair bilgi vardı şimdi yok. Ziyaretçiler bilgi eksikliği ile ayrılıyorlar.
İkincisi; Vav harfinin olduğu yerin önü kutsanarak namaz kılınıyor. Güya orada Hızır Aleyhisselam namaz kılmış.
Bu meselenin halli Bursa Müftülüğünü ilgilendirdiği için bir şey diyemem.
………………….
Evet. “Bize ne oluyor” diye bitirelim sözü.







