Bülbülün kırk şarkısı
Bu haftaki eserimiz; insanoğlu başta olmak üzere sayısız canlı ile donatılan kâinatın efendisi, Peygamberimiz (s.a.v.) in hayatının ığıl ığıl aktığı bir kitap.
Sözü öze, özü söze ipek halkalarla bağlayan İskender Pala, yine harika bir esere imza atmış. Kitap Kapı Yayınları’ndan çıkmış.
İskender Pala her kitabında olduğu gibi bu eserinin de baş kısmına bir teşekkür notu düşmüş. Bu sefer ki beyan biraz farklı.
Çünkü Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını kaleme almak; “bilmek, okumak, anlamak, anlatmak ve duymaktan” öte bir yürek ve “inanmayı geçip, iman etme” işidir.
Sanırım İskender Pala da bu sebeple, kitabı okuyanları ön yargı ve peşin hükümlü olmaktan kurtarmak için teşekkür notuna şunları yazmış.
“Bu kitap için bilimsel hatalarımızı gideren; Diyanet İşleri Reisi Prof. Dr. Mehmet Görmez ile Prof. Dr. Mustafa Fayda, Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve Prof. Dr. Mustafa Küçükaşçı’ya; üslup ve anlatımda bize rehberlik eden Prof. Dr. Mustafa İsen, Prof. Dr. Fatih Andı ve Dr. Alim Kahraman ile diğer emeği geçen isimleri saymış.
•
Yüzlerce kaynak eserden faydalanılarak yazılan bu eseri okumak, “elbet bir nasip işidir” diyelim ve sözü şu kelamlara bırakalım.
“Selamlar ki, şeker dudaklıların vuslatı gibi içtendir, elbette O’nadır. Hasretler ki, âşıkların avazı kadar yanıktır, elbette O’nadır.
Övgüler ki, özlem sözlerince füzûn ve arzular ki, hep O’na, hep O’nadır. O ki, güldür, o ki sevgilidir, bütün mecburiyetler onadır.
•
Çölde alevlerle küfürler kavururken insanlığı ve bir gün ortasında kızıl kayalara çarparken vahşetlerin tutuşturduğu dalga dalga nefesler, bir melek adını andı O’nun.
Sözcükler henüz yetim, sevgiler hançer sokumlarına mahkûmdu.
Goncalardan kan damlıyordu gülistanlara ve çırçır böceklerinin rüya aralığında cinayetler işleniyor; babalar kızlarını toprağa diri diri gömüyordu.
Cinnet karargâhına dönen yüreklerde hep aynı boşluk vardı ve masum kelebekler çarmıha geriliyordu, yalnızca masum oldukları için...
•
Zaman öyle bir zaman, mekân öyle bir mekândı... Ebabiller kara yere kararken Ebrehe’nin fillerini, gonca ana rahminde yetim kalıverdi.
Kâbe’nin duvarını bir kırlangıç kucaklamıştı oysa çığlık çığlığa... Ardından bir şair kollarını açıp haykırmıştı:
“Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!... Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!... Yaklaşıyor yaklaş...”
•
Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin... Yaklaşmakta olan, bir gül olup açtı ve yeminler edildi ömrüne.
Gül açınca taşırdı insanlığın sevinç ırmaklarını ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti.
Bir bülbül gülün aşkına yanmış, yanmaktan kana boyanmıştı. Anlatıyordu:
“Zaman o gül gibi gül görmedi zaman olalı,
Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı”.
•
Kapı Yayınları: 0212- 513 34 20







