--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu Topraklarda da Din Yasaklanmaz ki

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Eğer bir insan, kendisini bu topraklara ait hissediyorsa, milletin ve devletin İslam’dan ve Müslümanlıktan başka yol bilmediğini kabul eder.

Israrla reddedip, aksine mücadele ediyorsa, millet tarafından mutlaka dışlanırlar, millete yaslanmak yerine din ve devlet düşmanlarına sığınırlar.

Malum bu hafta, Rasulullah Efendimiz (s.a.v.)’in dünyaya teşriflerinin haftası. Hafta, İslam âleminde olduğu gibi ülkemizde de milletçe ve devletçe kutlanmakta.

İşte hakiki Türkiye’nin toplum haritası budur. Dini ve milli meselelerdeki devlet-millet bütünlüğünü görünce, geçmişe yolculuk edip; “Acaba böylesine mutlu-kutlu tablo ne gibi yasaklar ve cezalandırmalarla karşılaşmış” diyerek arşivlere baktık.

Bugünleri anlamak ve devamını sağlamak için geçmişle köprü kurmak mecburiyetindeyiz. Kuramazsak, bugünleri heba ettiğimiz gibi yarınları da heba edebiliriz.

Şimdi aşağıdaki hatıraları okuduğumuzda, millet-devlet bütünlüğüne karşı kimlerin kimlerle işler tuttuğunu görerek, “bugüne-geleceğe” daha onurlu sahip çıkabiliriz. Geçelim.

¥

İnönü Dönemi Dini Hayat (Ensar Neşriyat Zeynep Özcan) kitabından değişik alıntılar hatırlatalım: Kutuz hoca anlatıyor:

- “Hoca sabah dersini veren ilk talebeyi pencerenin sahanlığına oturtur, jandarmaları kollamasını tembih ederdi.

O yıllarda jandarmalar ansızın camilere ve Kur’an kurslarına baskın yapar, çocuklara bağırır, çağırır, takkelerini tüfeğin namlusuna takar veya eliyle alıp yere fırlatır, götürürdü.

Jandarmaların geldiği haber alındığı veya görüldüğü zaman ilk yapılan şey, Kur’an ve cüz nüshaları ortadan kaldırılır ve hoca dâhil herkes bir tarafa sıvışırdı”.

¥

Erzurum müderrislerinden Halis Emek anlatıyor:

- “Kadınların ve kızların Kur’an ve din eğitimi, gizli bir evde biçki-dikiş kursu veriyormuşçasına yapılıyordu.

Kız çocukları da sabahın erken saatlerinde, hiç kimsenin göremediği bir zamanda kadın hocanın bulunduğu eve gider, akşamın karanlığında evlerine dönerlerdi.

Giderken ve gelirken Kur’anlarını vücutlarında saklarlardı. Kur’an öğrenmeye giden kızlardan ve kadınlardan özellikle 1938-1946 arası çok zulme uğrayan olmuştur.

¥

Ankaralı Halid Ünal anlatıyor:

- “Zulüm, tedhiş ve maneviyat yıkıcılığı, Milli Şef denilen “İnönü” devrinde olmuştur!

Ankara’nın Çubuk kazasına bağlı Yukarı Çavundur köyünde, hocadan Kur’an-ı Kerim dersi aldığımız sırada, köye gelen “Kel Vahit” ismiyle maruf öğretmen; köyümüzle birlikte, “Hacılar” ve “Okçular” köylerinden topladığı Kur’an-ı Kerimleri bir çuvala doldurup, köy meydanına getirmiş, çeşitli hakaretlerle üzerine oturup tepindikten sonra:

‘Bundan böyle bu kitapları okuyan, okutan ve evinde saklayanlar, derhal hapse atılacaktır’ diye tehditler savurmuş, kitapları alıp gitmiştir”.

¥

Bir sarhoşun ihbarı üzerine hakkında soruşturma açılan Antalya’dan bir örnek:

- “Dün öğle namazında camiye gittim, müftü camideydi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra müftü namaza başlamadı, dikkat ettim dudakları kıpırdıyor, Arapça kamet getiriyordu”.

¥

Ezcümle: Bütün memleket sathında öyle hadiseler var ki? Bu zihniyet asla değişmez.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle