Biz Müslüman mıyız?
Yazanın başlığındaki soru zinhar bana ait değil. Eğer cesaretim olsaydı ve sorunun cevabının altından kalkabileceğime inansaydım, çekinmeden sorardım.
Yazının başlığı, rahmetli Muhammed Kutub’a (D.1919-Ö.2014) ait. O sorabilir. İslam için kardeşi Seyyid Kutub ile birlikte ağır bedeller ödemiştir. Sormak onun hakkıdır.
Muhammed Kutub’un sorusunun cevabı, aslında “insanların-hepimizin” vicdanlarında endişeyle beklemektedir ve ortaya çıkmasından korkulmaktadır.
Korkunun sebebi ise çok basittir. Dünyayı önceleyip, ahireti ötelememizdir. Dışı din ambalajlı, özü nefsi arzularla yüklü heva ve heveslere mağlup olmamızdır.
•
Muhammed Kutub’un bu sorusuna nerede rastladığıma geçmeden biraz gevezelik etmek isterim. Derler ki;
-“Elbisenin yenisi, dostun eskisi iyidir”. Yine derler ki;
-“Dost dediğin, ‘haydi’ deyince, ‘nereye’ diye sormaz”.
Benim de böyle bir dostum var. Ispartalı, Antalya’da mukim, Akit okuru Mustafa Bey. Tam 25 yıl önce birbirimizden ayrılmışız ve bir daha yüz yüze görüşmemişiz.
Bu dostum, beni yanına katmadan, Muhammed Kutub’un sorusuna “Evet” diyebilecek bir insandır. Yani tam bir “Ahi”dir.
Önceki gün Mustafa Bey, (kendisinden daha fedakâr) hanımıyla İstanbul’a gelmiş.
“Dünya gözüyle şu İstanbul’u bir göreyim” demiş ve Aziz Mahmud Hüdai Hz.lerinden başlayarak, cami ve türbeleri gezmek istemiş.
Sağ olsunlar bana da çok faydaları dokundu, onların bahanesiyle ben de İstanbul’un uzun zamandır gitmediğim mekânlarını gördüm.
İstanbul’u artık gezmenin en iyi yolu, dışarıdan gelen misafirlere eşlik etmektir. Sanki dünyanın arkasından yetecekmişiz gibi garip bir koşuşturmanın esiriyiz bu şehirde.
•
Dostları Üsküdar sahilde beklerken, eski kitapların alınıp satıldığı büyükçe pazarı gezeyim dedim.
Esasında “sahaf festivali” diyorlar da “sahaf” ile “festivali” birlikte zikretmek, “sahaflığın” kıymetini hafiflettiği için “eski ve yeni kitap pazarı” demek daha doğru olsa gerek.
İşte burayı gezerken ve eski kitap ararken, Muhammed Kutub’un 1999 yılında basılmış, “Biz Müslüman mıyız” adlı eserini aldım. Geçelim.
•
Dostum Mustafa Bey geçmişte ticaretle uğraşırdı ve en çok da arkadaşları, tanıdıkları, bildikleri tarafından ihmal edilir, alacaklarını tahsil edemez ve genellikle bir bardak soğuk su içerdi.
Böyle çok ihmal edildiği sıralarda Muhammed Kutub’tan haberi yoktu ama aynı soruyu o da “Biz Müslüman mıyız” diye sorardı.
Evet, bu soru, hele bugünlerde, öncelikle ve ivedilikle, sadece kendimize sormamız gereken bir sorudur. “Ben Müslüman mıyım” veya “Ben Nasıl Müslümanım”?
(itirazı olanlar yazının kapsamı dışındadırlar).
Neyse bu yara çok merhem ve pansuman ister. Merhem de pansuman da hemen hepimizin vicdanıyla nefsi arasında beklemektedir.
Bütün mesele, dünyanın bir misafirhane, ahiretin ise ebedi olduğunu kabullenebilmek ve inanma çizgisini atlayıp, iman etme noktasına geçebilmektir.







