Bir millet nasıl ayakta kaldı
Dışımızdaki Haçlılarla içimizdekilerin, ülkemiz ve milletimiz üzerine düşmanlıkları arasında zerre fark yoktur. Yalnız bir şeye asla akıl erdirememektedirler.
Bu yüzden dışımızdaki Haçlılarla içimizdekiler sürekli iş birliği halindedirler ve siyasetten ekonomiye, sanattan tarihe her konuda açık-gizli ihanetlerini sergilemektedirler.
Elazığ depreminde de özellikle siyaset ve medya alanında örneklerini görüp işittik. Peki, akıllarının almadığı meseleler nelerdir?
Soruyu, milletimizin ve devletimizin İstiklalini koruyacağına dair şu birkaç tarihi vakıa ile cevaplayalım.
Pelit Unundan Ekmek:
1909’da Anadolu gezisine çıkan Tanin Gazetesi yazarı Ahmet Şerif, Simav’a gider oradan gönderdiği yazıda, Dağardı Nahiyesinde halkın kışın yediği ekmeği şöyle anlatır:
“Meşe ağaçlarında bulunan pelitleri dibekte dövdükten sonra su ile karıştırırlar. Yirmi dört saat sonra bunu sıkıştırırlar, suyunu alırlar, fırında kurutup değirmende öğüttükten sonra un elde ederler. Asma çubuklarından unu da böyle yaparlar”.
Ağaç Kabuğu Bile Kalmadı:
“Edirne, 26 Mart 1913’te açlık yüzünden düştü. Şehirde henüz kuşatma başlamadan önce gelmiş 20 bin sığınmacı vardı. Kuşatma sırasında Bulgarlar evleri bombardıman edince evsiz kalanlar da göçmenlere eklendi ve ayakta kalabilen evler tıklım tıklım doldu, kıtlık had safhaya ulaştı.
Şehir düştükten sonra yağma ve zulüm başladı. Esir Mehmetçiklerin başına gelenler ise ne ağıtlara ne gözyaşlarına sığdırılabilir. Bu felaketi, bölgede bulunan vicdan sahibi yabancı bir gözlemci şöyle anlatmakta:
Uzun kollar halinde tutsaklar geçiyor. Subayları başlarında. Açlıktan yanakları çökmüş, kahır içindeler. Aşağılık hayvanlar gibi, yumruk, çizme, dipçik vuruşlarıyla sürülüyorlar. Bu bahtsızlar kentin dışında, Tunca Irmağı üzerindeki kuruluk bir adada bulunan ve Eski Saray diye bilinen yere tıkıldılar. Orada açlık ve soğuktan ölmeye bırakıldılar.
Onların gömülmemiş cenazelerinden oluşan yığın her gün biraz daha yükseliyor. O kadar ki, o yığın, yaşayanlar için tehlikeli bir hale geldi. Ayrıca, kolera bir kez daha kentimizin surları içindedir”…
Zorlu Yolculuk:
“Türkler, iki asır süren korkunç saldırılardan yok edilmeden çıkmayı başardı. Anadolu’yu işgal eden güçlere karşı sessiz kalınsaydı, önce Girit ve Balkanlarda kalan son Türkler, sonra Anadolu Türkleri tamamen imha edileceklerdi.
Türkler; “Vatan, Millet, Devlet, Ezan, Kur’an, Bayrak, Namus” diye İstiklal mücadelesi için zorlu bir yolculuğa çıktı. Anadolu baştanbaşa harabeydi. Halk, maddi yıkım içindeydi. Sağlık, ekonomi, güvenlik gibi problemlerin altından kalkılabilecek gibi görünmüyordu.
Zaten yokluk içinde kıvranan Anadolu’ya son darbeyi de o müthiş Yunan İşgali vurmuştu. Milli Mücadele için yediden yetmişe yollara düşen ve cephelere koşan Anadolu insanı yarı sömürgeleşmiş bir haldeydi”.
¥
Ezcümle:
Böyle binlerce örnek var Anadolu’nun her metre karesinde. Bugünlere ihanetlerle gelinmedi. Devlet ve millet düşmanlarına hatırlatılır!







