Bir baba portresi
Yerküredeki her toplumda olduğu gibi bizim de bir insan ve medeniyet tasavvurumuz vardır ve bizim medeniyetimizin bütünü, insanın “iki dünyasını” kapsar.
Diğer halklara göre medeniyetimizin temelini, “dini-milli inancımız” oluşturur ve insan merkezli medeniyetimiz bu temeller üzerinde yükselir.
Bugün siyasetten ekonomiye, kültürden sanata meydana gelen ayrılıklar, aykırılıklar, kendi medeniyetimizi yok sayıp, millet olarak genetik yapımıza uygun olmayan Batı menşeili kültürlerin, her türden baskıyla yaşanılır kılınmak istenmesindendir.
Bu manada en çok zarar gören ana gücümüz “aile kurumumuz” olmaktadır. Bizim gibi dini ve milli değerlerle birliğini koruyan toplumlarda, “aile ocağının” korunması asla ihmale gelmemelidir.
•
Maalesef günümüzde modernitenin ve kapitalizmin baskısı altında bunalan aile, şefkat ve merhametle örülü bir hayattan uzaklaştırılmak istenmektedir.
Bu problemin dillendirilmesi ve seslendirilmesi tepkilere neden olmaktadır. Mesela kapitalizmin ürettiği hayat şartlarında, kul hakkı kavramı yoktur ve reddeder. Reddetmekle kalmayıp, bir de sorumsuzca tavsiyede bulunur:
“Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” denilir. Bu öğütler, bir aileye sahip olmayan ve asla ağır bedeller ödemeyecek olan genetik yapısı bozulmuş ucuz kişiliklerin işidir.
“Ev” kavramı bizim medeniyetimizin vazgeçilmesidir. “Ev”, içerisinde öyle hayati değerler taşır ki, “Ev”, devletimizin, bayrağımızın, vatanımızın muhafazasının öncü karakoludur.
Evleri “ev” haline getiren, evlerde “aile bütünlüğünü” sağlayan “Babalar ve annelerdir”. Babanın ve annenin ev hâkimiyeti zayıfladığında ailede dağılır. Geçelim.
•
Yazının başlığına gelemedim bir türlü. Dünkü yazıyı yazmadan önce çok sevdiğim bir baba portresiyle karşılaştım.
“İnsan ve medeniyet”, “medeniyet ve mimar”, “aile ve ev” gibi kavramlar akla geldiğinde, hemen hatırlanan isimlerden birisi Sadettin Ökten olur.
Dün kuşluk vaktinde Sadettin hocama rastladım. Çalışma odasına girdiğimde karşısında bir delikanlı ile sohbet ediyordu.
Yanına doğru varınca hemen ayağa kalktı ve buyur etti. Tabi çok utandım. Yerine oturmazsa yanına gelmeyeceğimi söyledim.
Hemen karşısındaki delikanlıyı başka bir sandalyeye alarak zatımı karşısına aldı ve hal hatır sorduktan sonra yanı başımızda oturan mahcup delikanlıyla tanıştırdı.
Delikanlı dediysem en az kırk-kırkbeş yaşındaydı ve sandalyesinde dizlerini birbirine bitiştirmiş, ellerini kavuşturmuş şekilde oturuyordu.
Sadettin hocam biraz sonra tanıştırdı. Oğlu Mehmet olduğunu söyledi. Mehmet de mühendismiş. Sadettin hocanın gözlerindeki rahatsızlık sebebiyle sabah doktora götürmüş.
Tam tarif edemediğim ortama dördüncü bir şahıs girse ve beni hariç tutup, Sadettin hoca ile oğlu Mehmet’e baksa, “İşte baba, işte evlat böyle olur Maaşallah” derdi.
•
Ezcümle:
Kız olsun, erkek olsun, babanın evlatlarına sevgileri, sahiplenmeleri, şefkat ve merhametleri, Allah’ın babaya yüklediği ilahi bir programın neticesidir.
Edep ve hayânın öğrenilen ve tatbik edilen merkezi aile olunabilen evlerdir. Sokaklar evlerin fotoğrafıdır.







